ÇALIŞMA ALANLARIMIZ

Kayseri bulunan ofisimizde kayseri ve civarında bulunan müvekkilerimize Kayseri Barosuna Bağlı olarak Özellikle Kayseri'de Ceza Boşanma,Ticaret,İş,Aile,İcra alanlarında kayseride hizmet vermekteyiz

Her türlü Hukuki yardım,danışmanlık ve hizmet için.0 555 565 8173 Nolu telefon numarasından ulaşabilir Whatsapptan yazabilirsiniz

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

MAKALELERİMİZ

Sizin için en iyisini düşünüyoruz. Hukuk alanındaki makalelerimize göz atmanızı tavsiye ederiz.

  • nafaka-ödememe cezası- tazyik hapsi kayseri avukat kayseri

    AYLIK NAFAKANIN ÖDENMEMESİ- ŞİKAYET – TAZYİK HAPSİ-KAYSERİ NAFAKA AVUKATI-NAFAKANIN ŞARTLARI -ÖDEMEMENİN CEZASI

    İcra İflas Kanunu 344. maddesi:
    “(Değişik madde: 18/02/1965 – 538/136 md.;Değişik madde: 31/05/2005-5358 S.K./15.mad)
    Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir.
    Borçlunun, nafakanın kaldırılması veya azaltılması talebiyle dava açmış olması halinde, ileri sürdüğü sebepler göz önünde bulundurularak, tazyik hapsinin uygulanması bu davanın sonuna bırakılabilir. “ denmektedir.


    Aylık nafakanın ödenememesi şikayete tabi olup, borçlu sanık hakkında İ.İ.K. 344. maddesi uyarınca 3 aya kadar tazyik hapis cezası verilebilir. Tazyik hapis cezası, 5271 Sayılı CMK 223. maddesinde belirtilen türde mahkumiyet hükmü niteliği taşımamakta , CMK 2. maddesinde belirtilen “disiplin hapis cezası” kavramı içinde olup, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartla salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilmeyen hapis türüdür.


    Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2006/16-304 E.-2006/273 K. 05.12.2006 tarihli kararına göre bu şikayetin oluşabilmesi gereken koşullar şöyledir:
    1- Nafaka hakkında verilmiş bir karar olmalı:
    İlgili maddenin önceki hali sadece ilamda yazılı nafakanın ödenmemesini kapsarken, değişiklik yapılarak ara kararlar da şikayete tabi tutulmuş ve en son 5358 Sayılı Kanun ile yukarıdaki son halini almıştır. Bu son haline göre söz konusu karar “nafaka ilamı” ya da “nafakaya ilişkin ara karar” da olabilir. Nafaka alacağı nitelik olarak “öncelikli alacak” olup, amaç nafaka yükümlüsü tarafından düzenli ödenmesini sağlamaktır. O yüzden ara kararda belirlenen nafakanın da bu kapsamda olması isabetlidir.
    2- Aylık nafakanın tahsiline ilişkin başlatılan icra takibi kesinleşmiş olmalı:
    İcra takibi kesinleşmeden yapılan şikayetler reddedilmektedir. O yüzden tebligat yapılmalı ve takip kesinleşmelidir. Çünkü şikayete konu aylık nafakanın süre hesabında dikkate alınmaktadır.
    3- İcra emrinin tebliğ tarihinden şikayet tarihine kadar en az 1 ay süre işlemiş olmalı:
    Eğer icra takibinin başında şikayet yoluna gidilecekse, tebliğ tarihinden itibaren en az bir aylık süre geçmeli ki aylık nafakanın ödenmemesi söz konusu olabilsin. Yine bu 1 aylık sürenin geçmiş olmasına dikkat edilmezse şikayet reddedilir. Takibin kesinleşmesinden çok sonraki aya ilişkin şikayette bulunulacaksa suç tarihinin, yani şikayete konu aylık nafakanın tarihinin yazılmasında fayda var. Çünkü (tecrübemle sabit olduğu üzere) Mahkeme tebliğ tarihinden itibaren işleyen ilk nafakayı şikayete konu kabul edip, bu tarihten sonra dosyada işlem yapıldığından bahisle suçtan haberdar olunduğunu ve 3 aylık şikayet süresinin geçtiğini gerekçe göstererek şikayeti reddedebilir ve siz de uğraşmak zorunda kalabilirsiniz. Yasaya uygun uygulama ise şikayet tarihinden geriye dönük 3 ay içerisindeki aya ilişkin nafakanın ödenmemesi hakkında başvurunun yapıldığının kabulü yönündedir. Dediğim gibi işi sağlama alıp suç tarihini dilekçeye yazmakta fayda var.
    4- Ödenmeyen aylık nafakaya ilişkin şikayet en çok 3 ay içinde yapımalıdır:
    Bu süre hak düşürücü süredir. Şikayet etmek istediğiniz aylık nafaka üzerinden 3 ay geçtiği takdirde şikayet hakkınız düşecek olup, bu hususu Mahkeme re’sen dikkate alır.
    5- Birikmiş nafakalar için bu şikayet yoluna başvurulamaz:


    Aylık nafaka alacağı, kamu alacağı gibi, “öncelikli alacak” niteliğindedir. Yani nafaka alacaklısı önceden başkası tarafından haciz konulmuş mala haciz isterse, 1. sıradan iştirak eder. Fakat dikkat edilmesi gereken husus, bu durumun sadece “aylık nafaka alacağı” için söz konusu olmasıdır. Çünkü birikmiş nafaka “adi alacağa” dönüşür. Mesela hem birikmiş hem devam eden aylara ilişkin nafakanın tahsiline yönelik başlatılan icra dosyası ile haciz mala iştirak edildiğinde, aylık nafaka 1. sıraya, birikmiş nafaka ise son sıraya geçer. Fakat birikmiş nafaka her ne kadar adi alacağa dönüşse de, üzerine haciz konulamaz. Gerekçesi ise, nafakanın, mahkemece kişinin yaşamasını sürdürebilmesi için öncelikle ve zaruri olarak hükmedilen bir para olması, bu yönü itibariyle bir an önce tahsili gerektiğinden ara kararla dahi icra takibi başlatılabilir. Birikmiş nafakanın adi alacağa dönüşmesi, onun, kişinin yaşamanı sürdürebilmesi için öncelikli ve zaruri bir para olduğu hususunu değiştirmez . (Yargıtay 12. H.D. 2002/14311 E.-2002/15013 K.-09.07.2002 T.)


    Takip tarihine kadar birikmiş nafaka alacağının takie konu edilmesi bu suçtan mahkumiyet için yeterli değildir.Şöyleki; 

    "birikmiş nafaka alacağı adi alacak hükmünde olup ve bu alacağa ilişkin ödememenin İİK 344.maddesinde belirtilen suçu oluşturmayacağı,borçlu sanığın icra emrinin tebliğinden şikayet tarihine kadarki sürede en az bir aylık cari nafaka alacağının bulunmadığı gözetilmeden sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi mümkün değildir..."(YAR CGK.18.03.1991 gün 1991/53 E 1991/79 K.)

    "Sanığa icra emrinin tebliği tarihi ile şikayet tarihi arasında işlemiş aylık cari nafaka alacağı bulunmadığı gibi takip konusu yapılan birikmiş nafaka alacağı da adi alacak niteliğinde olduğundan dolayı İİK 344.maddesinde yazılı olan suçun oluşmayacağı gözetilmeden karar verilmesi..."(YAR 8CD 01.05.2000 gün 2000/805 E. 2000/7618 K.)"

    "Takip talebinde birikmiş nafakanın yanında cari nafakanın da istenmesi halinde;icra emrinin tebliğinden şikayet tarihine kadar işlemiş cari nafaka bulunup bulunmadığı;nafaka ilamının kesinleşip kesinleşmediği de araştırılarak sonuca göre hüküm kurulması gereklidir."(YAR 8 CD 11.11.1996 gün 1996/13508 E 1996/14017 K)

    "Nafaka borcunun ödememe eyleminde suç tarihi;şikayet tarihinden geriye doğru bir aylık nafaka alacağının muaccel hale geldiği tarih olarak belirlenmesi gerekir.Somut olayda 14.03.2005 tarihinde şikayette bulunulduğuna göre suç tarihinin 14.02.2005 olarak kabulü gerekir."(YAR 16HD 24.11.2008 gün 2008/6760E 2008/7549K)

    Nafakanın İcra Yolu İle Takibi


    İcra takibi yoluyla nafaka talep edilmesinin amacı; nafaka ödemelerinin düzenli olarak yapılıp yapılmadığının denetimini nafaka alacaklılarına sağlamak olmakla birlikte ; aynı zamanda nafakaların ödenmemesi durumunda nafaka borçlusuna yaptırım uygulanmasıyla nafakanın ödenmesini sağlayabilmektir.

    Tedbir Nafakasında İcra İşlemleri Nasıl Yapılır


    Tedbir nafakası boşanma davası sırasında talep edilebileceği gibi, dava öncesinde de ihtiyaç sahibi eş ya da çocuk yararına hükmedilebilen bir nafakadır.

    Boşanma davası öncesi ya da boşanma davası sırasında talep edilen nafakalar için Aile Mahkemelerine ve bu mahkemeler olmadığı takdirde Asliye Hukuk Mahkemelerine başvurulacaktır.

    Nafaka ödemekten kaçınan nafaka borçluları hakkında icra makamları aracılığıyla gerçekleştirilen düzenlemeler öngörülmüştür.

    Boşanma davası sırasında karar verilen nafaka hakkında Mahkemece düzenlenen tensip zaptı vasıtasıyla hüküm kurulacaktır. Tensip zaptının onaylı bir örneği İcra Müdürlüklerine sunularak takip talebine eklenir.

    Bu noktada önemli bir husus olarak belirtmek gerekir ki, ortada kesinleşmiş bir ilam bulunmadığından tercih edilmesi gereken takip yolu ilamsız takip yolu olacaktır. Buradaki tedbir nafakası, ihtiyati tedbir niteliği taşır. Boşanma kararı kesinleştiğinde bu nafaka hüküm ifade etmez.


    Örnek dilekçe:

                                                           BAKIRKÖY … İCRA CEZA MAHKEMESİ
                                                                       SAYIN HAKİMLİĞİNE
    ŞİKAYETÇİ : A …..– (T.C. No:…..)
    (ALACAKLI)
    VEKİLİ : Av. B………
    Adres…….
    SANIK : S……. – (T.C. No:…….)
    (BORÇLU)
    Adres…………
    SUÇ : Nafakanın ödenmesine ilişkin mahkeme kararına uymayan borçlunun cezalandırılması istemidir.
    SUÇ TARİHİ : 04/02/2015
    OLAYLAR :
    1- Bakırköy .. Aile Mahkemesi’ nin 2013/… E. Sayılı 11/04/2013 tarihli 2013/… kararı uyarınca borçlunun müvekkilime dava tarihinden itibaren aylık 20 TL tedbir nafakası, kararın kesinleşmesinden itibaren de aylık toplam 30 TL yoksulluk nafakası ödenmesine ilişkin karar verilmiştir ve kesinleşmiştir.
    2- Müvekkilime nafaka borcunu vadesinde ödemeyen borçlu sanık hakkında son hali ile Bakırköy .. İcra Müd. 2014/… E. Sayılı dosyası üzerinden birikmiş nafaka borcu ile birlikte DEVAM EDEN AYLARA İLİŞKİN NAFAKA BORCUNUN tahsiline ilişkin icra takibi başlatılmıştır. İcra emri borçluya 03/06/2014 tarihinde tebliğ edilmiş ve takip kesinleşmiştir.
    3- Borçlu ilamda yazan ödeme koşullarına uymamış , bu zamana düzensiz birkaç kısmi ödeme yapmıştır.
    4- Borçlu sanık tarafından nafakanın kaldırılmasına ya da indirilmesine yönelik açılmış bir dava bulunmamaktadır.
    5- 2015 yılının Şubat ayı nafakasının ödenmemesi nedeniyle 3 aylık yasal süresi içinde mahkeme kararının gereği gibi yerine getirilmemesi sebebiyle borçlunun tazyik hapis cezasıyla cezalandırılması için şikayette bulunmaktayız.
    DELİLLER : Bakırköy .. Aile Mahkemesi’ nin 2013/3… E. Sayılı 11/04/2013 tarihli 2013/… Kararı , Bakırköy 11. İcra Müd. 2014/1656 E. Sayılı dosyası ve sair deliller…
    HUKUKİ SEBEP :İ.İ.K. 344 ve ilgili mevzuat…
    NETİCE VE TALEP: Yukarıda açıkladığımız nedenlerden ötürü suçu sabit olan sanık-borçlunun cezalandırılmasını , vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin borçluya yükletilmesini saygıyla bilvekale arz ve talep ederim.04.04.2015
                                                                                                                                ŞİKAYETÇİ VEKİLİ
                                                                                                                Av……..
    ( Ya da tebligat tarihi 01.03.2015 olup, şikayet tarihimiz de 04.04.2015 olsun. Bu durumda, dilekçede, 1 aylık nafakanın işlemiş olduğundan bahisle şikayet koşulunun oluştuğuna dikkat çekilir. Yukarıdaki tarihte tebligat 03.06.2014’te, şikayete konu aylık nafaka 2015’in Şubatı, şikayet tarihi 04.04.2015tir, yani tebligatın üzerinden epey zaman geçmişse de şikayete konu aylık nafaka 3 aylık yasal süresi içinde şikayet edilmiştir.)
  • Kayseri sigortanın tazminatı zararı sigorta ettirene rücu kaza

    Kayseri Avukat /sigorta  tazminatı /sigorta ettirene  rücu /Trafik kazası /Trafik Kazası /Sigorta hukuku/Trafik Kazası /Sigorta Avukatı/ Sigorta tazminatı / Trafik tazminatı / kaza tazminatı / kaza avukatı / Trafik avukat

    Kayseri trafik kazası , sigorta hukuku,sigorta tazminatı

    Trafik sigortasında sigortacının rücu hakkı KTK’nun 95/2. maddesinde genel olarak düzenlemeye tabi tutulmuş bulunmaktadır.

    Bu düzenlemeye göre, anılan maddenin ilk fıkrasında belirtilen ve sigortacının tazminat yükümlülüğünün azaltılması ve kaldırılmasına ilişkin haller, sigortacı tarafından üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceğinden, sigortacı zarar görene ödeme yaptıktan sonra, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını ve indirilmesini sağlayabileceği oranda kendi sigorta ettirene rücu edebilecektir.


    Nitekim, ZMSS Poliçesi Genel Şartlarının B.4 maddesinde bu husus “Zarar Görenlerin Haklarının Saklı Tutulması Ve Sigortacının İşletene Rücu Hakkı” başlığı altında ayrı bir düzenlemeye tabi tutulmuştur.

    Buna göre;

    a)Tazminatı gerektiren olay, işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasdi bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmiş ise,

    b)İşleten, yetkili makamlardan izin almaksızın düzenlenen bir yarış için Karayolları Trafik Kanunu uyarınca yapılması gereken özel bir sigortanın yapılmamış olduğunu biliyorsa veya gerekli özeni göstermesi halinde bilebilecek durumda ise,

    c)Tazminatı gerektiren olay, aracın Karayolları Trafik Kanunu hükümlerine göre gereken ehliyetnameye sahip olmayan kimseler tarafından sevkedilmesi sonucunda meydana gelmiş ise,

    d)Tazminatı gerektiren olay, işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay, yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa,

    e)Tazminatı gerektiren olay, yolcu taşımaya ruhsatlı olmayan araçlarda yolcu taşınması veya yetkili makamlarca tesbit edilmiş olan istiab haddinden fazla yolcu veya yük taşınması veya patlayıcı, parlayıcı ve tehlikeli maddeleri taşıma ruhsatı bulunmayan araçlarda, bu maddelerin parlama, tutuşma ve infilakı yüzünden meydana gelmiş ise,

    f)Sigorta ettirenin, rizikonun gerçekleşmesi halinde, B.1 maddesinde belirtilen (beş gün içinde ihbar, koruma ve kurtarma önlemleri alma, bilgi ve belgeleri gecikmeksizin verme, açılan davayı duyurma, başka sigorta sözleşmeleri varsa bunları bildirme) yükümlülüklerini yerine getirmemesinden dolayı zarar ve ziyan miktarında bir artış olursa,

    g)Tazminatı gerektiren olayın aracın çalınması veya gaspedilmesi sonucunda olması halinde, çalınma veya gaspedilme olayında işletenin kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusurlu olduğu tespit edilirse,

    bu durmlarda sigortacı, sigortacısına (işletene) karşı dönme (rücu) hakkını kullanabilecektir.

    Genel şartlardaki bu düzenleme tarzı, maddenin yazımından da açıkça anlaşıldığı üzere, sınırlayıcı değil, sayıcı nitelikte bir açıklama hükmü olarak getirilmiştir.

    Eldeki rücu davası da, sigorta ettirenin sözleşmeye aykırı davranışının varlığı iddiasına dayalı olarak açılmış, akdi ilişkiye dayanılmıştır.


    Uyuşmazlığın çözümünde mevzuatımızda yer alan ve alkollü olarak araç kullanımına ilişkin düzenlemeler üzerinde de durulmalıdır:


    Bilindiği üzere 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK) ‘nun 48. maddesinde; alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.


    Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97. maddesinde, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, konu ile ilgili olan “b-2″ bendinde “Alkollü içki almış olarak kandaki alkol miktarına göre araç sürme yasağı” kenar başlığı altında; Alkollü içki almış olarak araç kullandığı tespit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promilin üstünde olanların araç kullanamayacakları açıklanmıştır.


    Konuya ilişkin Karayolları Motorlu Taşıtlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik Sigortası) Genel Şartlarının B.4.d maddesinde ise tazminatı gerektiren olayın, işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa ödemede bulunan sigortacının sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre tazminatın kaldırılması veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene rücu edebileceği açıklanmıştır.


    Gerek KTK’nun 48. maddesinde gerekse taraflar arasındaki akdi ilişkinin koşullarını belirleyen Genel Şartlarda, alkollü araç kullanma halinde alınan alkolün güvenli araç sürme yeteneğini engellemesi halinde, sigortacıya kendi âkidine rücu hakkı tanınmıştır.


    ZMSS poliçesi genel şartlarına göre riziko, işleten veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş olmalarından ileri gelmiş ise, olaydan zarar görenlerin zararları limit çerçevesinde sigortacı tarafından karşılandıktan sonra kendi âkidi olan sigorta ettirene rücu edebilme hakkı tanınmış bulunmaktadır.


    Maddenin açık düzenlemesi karşısında alkollü araç kullanma iddiasına dayalı rücu davası sigortacı tarafından kendi âkidi aleyhine açılmalıdır. Aksi halde davanın pasif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesi ile reddi gerekir. Poliçe Genel Şartlarının B.4 maddesinde “ödemede bulunan sigortacı, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene rücu edebilir” hükmü mevcuttur. Şu halde sigortacı davayı ancak kendisiyle sözleşme yapan kişiye karşı açabilecektir.


    Diğer bir anlatımla araç maliki olmakla birlikte sigorta ettiren olmayan kişi sözleşmenin tarafı olmadığından, âkdin tarafı olmayan araç malikine karşı Genel Şartların 4. maddesine dayanılarak rücuan tazminat davası açılabilmesi mümkün değildir. Yani burada sigorta şirketleri sadece police imzalayan sigorta ettirene rücu edebilir. Araç maliki ya da işletene değil 


    Yukarıdaki açıklanan düzenlemelerden anlaşıldığı üzere; taraflar arasındaki Poliçenin Genel Şartlarına göre sigortacının rücu hakkının doğumu için kazanın salt (münhasıran) alkolün etkisiyle meydana gelmiş olması gerekmektedir; sürücünün alkollü olması  tek başına sigortacıya rücu hakkı vermez.kazanın bu alkolun etkisiyle işlendiğinin ya Aracı sürenin, alkolün tesiri altında olup, güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş olması halinde,  ve bu kazanın bu alkol sebebiyle oluşunun bir sonucu olması gerekir.


    Örneğin sürücü alkollü olsa da olmasa da kaza meydana  gelebileceği durumunda gelecektiyse bu durum sigortacının sigortalıya rücu edebilmesi için yeterli bir neden değildir.


    Bu kapsamda alkollü araç kullanma sebebiyle oluşan bir rizikoda sigorta tazminatı ödeyen sigortacı kendi sigortalısına rücu ederken TTK 1281. madde uyarınca böyle bir durumun varlığını ispat ile yükümlüdür.


    Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkol oranının her zaman doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla, olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisi ile meydana geldiğinin saptanması durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağının kabulü gerekeceği ilkesi benimsenmektedir.

    Dolayısıyla Kasko ve Trafik Sigortası hasarlarına konu olan alkollü trafik kazalarında özellikle Trafik Sigortası rücüsuyla ilgili aşağıda yer alan bir çok Yargıtay Kararında olduğu gibi kaza ile alkol arasındaki illiyet bağı araştırılarak alkol raporunda kayıtlı bulgulara göre kaza anındaki alkol düzeyinin tespiti ve bu düzeyin sürüş emniyeti üzerine olan etkisi hakkında belirtilen promil alkol düzeyinin, motor ve serebellar fonksiyonları bozarak güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak düzeyde olup olduğunun kusur oranı da dikkate alınarak uzman bir hukukçu ve adli tıp uzmanı gözetiminde incelenmesi faydalı olacaktır.


    Örnek Yargıtay Kararı 

    Davacı vekili, davalının işleteni ve sürücü olduğu araçla yaptığı kaza sonucu davacının, aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olarak ölen yolcu Lokman için 6.869 TL destekten yoksun kalma tazminatı ve yaralanan Mehmet Sait için 17.440 TL maluliyet tazminatı ödediğini, kaza anında davalı alkollü olduğundan rücu hakları bulunduğunu belirterek, 24.309 TL.nin ödeme tarihi 17/11/2005 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 

    2918 sayılı KTK.nun 48. maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir. 

    Ayrıca Zorunlu Mali Mesuliyet Sorumluluk Genel Şartlarının B.4.d maddesinde; tazminatı gerektirir olay işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa sigortacının sigorta ettirene rücu hakkı olduğu açıklanmıştır. 

    Bununla birlikte Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4.d maddesinin dayanağını teşkil eden KTK'nun 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve mütakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabülü de mümkün değildir. 
    O halde, zararın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK'nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir. 
    Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin saptanması durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın reddine aksi halinde kabulüne karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (Bkz.YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları) 
    Somut olayda kazanın oluş şekli, tarihi ve yeriyle ilgili hususlarda bir çekişme bulunmamaktadır. BK 53 maddesi uyarınca Hukuk hakimi, Ceza Mahkemesince tespit edilen kazanın oluşumunda plakası tespit edilmeyen aracında etkisi olduğuna dair maddi vaka olgusu ile bağlı olup, kesinleşen ceza davasında alınan 18.2.2005 tarihli rapor gereği davalı sürücü Ali Ekber’in 4/8, plakası belirlenemeyen araç sürücüsü 4/8 kusurlu olduğuna göre kazanın salt alkolün etkisi ile meydana geldiğinin kabulü mümkün değildir. Kaldı ki; 4/8 kusur oranına göre alınan aktüerya raporuna da davacı tarafın itirazı olmamıştır. Bu nedenle davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır. 
    2-Bozma kapsamına göre tarafların sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. 
    SONUÇ; Yukarıda 1.bendde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA , 2.bendde yazılı nedenle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 3.3.2011 günü oybirliği ile karar verildi.
    Etiketler /avukat kayseri, Kayseri Avukat, trafik kazası, sigorta hukuku,sigorta tazminatı,sigorta avukatı,trafik tazminatı,kaza taminatı,kaza avukat,trafik avukat,sigorta rücu kayseri
  • kayseri tedbir nafakası ve sartlari nelerdir

    kayseri tedbir nafakası ,Usulü ve Şartlari nelerdir


    TEDBİR NAFAKASI 


    Kavram:


    Aile birliğinin zarar görmesi neticesinde eşlerin ve çocukların bakım ve geçimine ilişkin olarak maddi zorluğa düşen tarafa ödenmesine karar verilen nafaka; talep edildiği döneme ve sahip olduğu koşullara göre üçlü bir ayrıma tabi tutulmaktadır. Tedbir nafakası işe başta geçici niteliği ve boşanma sürecinde veya öncesinde talep edilebilmesi nedeniyle diğer nafaka türlerinden ayrılmaktadır.

    Koşulları:


    Tedbir Nafakası
    Yukarıda da izah edildiği üzere, nafaka talepleri; boşanma kararı verilmesinin öncesinde de gerekli şartların mevcudiyetine bağlı olarak ileri sürülebilir niteliktedir. Tedbir nafakasına ilişkin olarak yapacağımız değerlendirmede; bu nafakanın istendiği zamana göre de ikili bir ayrım yapmak mümkündür. Şöyle ki; tedbir nafakası, boşanma davası devam ederken istenebileceği gibi, boşanma davasından önceki süreçte de talep konusu yapılabilmektedir.

    Hukukumuzda boşanma davasından farklı olarak “ayrılık davaları” şeklinde de adlandırılan, birlikte yaşamaya ara verilmesine ilişkin taleplerle mahkemeye başvurmak mümkündür. Gerek bu şekilde bağımsız olarak açılan ayrılık davalarında, gerekse de boşanma davasının devamı süresince, hâkim gerekli olan ve özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri alabilecek; eşlerin mal varlıkları ve ekonomik güçleri de araştırılarak maddi olarak güçsüzlüğe düşecek tarafa tedbir nafakası ödenmesine karar verebilecektir.

    Tedbir nafakasının bir diğer özelliği de “geçici” nitelikte bir koruma önlemi olmasıdır. Zira ayrılık davasında veya hakimin boşanma davası sonunda ayrılık kararı verdiği hallerde tedbir nafakası, ayrılık kararının sonuna kadar devam edecek, ayrılık için takdir ve tayin edilen süre bitince hükmedilen tedbir nafakası da kendiliğinden sona erecektir.

    TMK md 169’a göre boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır. Bu önlemlerden bir tanesi tedbir nafakasıdır. Koşulları oluştuğu takdirde verilmesi zorunludur, eşlerin cinsiyeti ve kusur durumu bu nafakayı ödemek konusunda fark etmemektedir.

    Boşanma davasından önce eş tarafından ileri sürülen nafaka taleplerinde, nafaka talep eden tarafın ayrı yaşamakta haklı olduğunu ispat etmesi varlığı zorunlu şartlardan biridir. Ayrı yaşamanın haklı olduğu hallerde hâkim; istek üzerine bir eşin diğerine yapacağı parasal katkıya ilişkin olarak belirlemelerde bulunabilir, koşulların mevcudiyeti halinde tedbir nafakasına hükmedilebilir.

    Boşanma davasının dışındaki tedbir nafakası taleplerinde, ayrı yaşamın ve bu ayrılığın haklı sebebe dayandığının ispat edilmesi gerekmekte olup, işbu ispat faaliyeti her türlü delille gerçekleştirilebilmektedir. - örneğin .(kocasının dövdüğü,ağır ihmali,dışarı attığı,başka kadınla ilişkisi olduğu gibi.) Boşanma davası sürecindeki taleplerde ise ayrı yaşamın ispatlanmasına gerek bulunmamakta, hâkim kendiliğinden ya da talep üzerine eşler ve yanında bulunan çocuklar için tedbir nafakasına hükmedebilmektedir.

    - Bağımsız bir dava olarak açılır. Başvurma harcı dışında ,yıllık nafaka bedeli(talebi) üzerinde nisbi harç alınır. Esas defterine kaydı yapılır. Nisbi Avukatlık ücretine hükmedilir. 

    - Reddedilen miktar üzerinden vekalet ücretine hükmedilemez. Tamamen ret halinde ise maktu vekalet ücretine hükmedilebilir. 

    - Hükmedilecek nafaka tarafların sosyal ve ekonomik şartlarına uygun olmalıdır. Nafaka isteyen üzerinde zenginlik kaynağı oluşturmamalıdır. 

    - MK. 4 maddesinde ki Hakkaniyet Kuralları esas alınmalıdır. 
    - Nafakanın başlangıç tarihi Dava tarihidir. 
    - Tedbir nafakasında faize hükmedilemez. 
    - Nafaka Türk Parası üzerinden hükmedilmelidir. Talep yabancı para dahi olsa hüküm TL. üzerinden o günkü kur üzerinden hükmedilmelidir. Ancak tarafların nafakanın yabancı para üzerinden olmasını birlikte istemeleri hariç. 
    - Nafakanın bitiş tarihi hüküm fıkrasında gösterilemez. 
    -Tedbir nafakasından sonra boşanma davası açılır ise her iki dosya birleştirilebilir. Ancak buna rağmen nafakanın bitiş tarihi gösterilemez. 
    -Kocanın bakım borcu mutlak olduğu için işsiz olması nafakaya hükmedilmesine engel değildir. Çalışamayacak derecede Hasta ve sakat olması, askerlik görevini yapıyor bulunması-hiçbir mal varlığı yok ise-,v.b. istisnalar hariç-ancak bu istisnanın da istisnaları vardır. Bu istisnalar mutlak değildir. 
    -Nafaka şahsa bağlı bir haktır. Önceden vazgeçilmesi yani feragat edilmesi kesin hüküm oluşturmaz ,sonradan ayrı bir dava ile yeniden istenebilir. 
    - Nafaka ölüm ile sona erer. Mirasçılara geçmez. 
    - Kadının varlıklı yada maaşlı olması kocayı nafaka borcundan kurtarmaz. 
    - Bu tür nafakalarında artırılması yada tenzili mümkündür. 
    Önemli:Koca yurt dışında çalışıyor ve maaşı da belli değil ise "Çalışma bakanlığı Yurt dışı işçi Sorunları Genel Müdürlüğü" ne müzekkere yazılarak ortalama maaş miktarı belirlenmelidir. 
    - Çocuklar için verilen tedbir nafakası reşit olana kadar geçerlidir. 
    - Ayrılık ve Boşanma davası açıldığı takdirde Hakim MK.137 maddesinin amir hükmü nedeniyle Re'sen (kendiliğinden) çocuklar ve eşin iaşesi,bakımı ve eğitimi için maddi tedbirleri almak zorundadır. 
    - Tedbir nafakası Boşanma davası tarihinden başlayıp hükmün kesinleştiği tarihe kadar geçerli olmak üzere hükmedilir. 
    - Tedbir nafakası hem hüküm fıkrasında yazılmalı hem de birden fazla oturum var ise ara kararında yazılmalıdır. 
    -İlk duruşmada hakim ara kararı ile belli oranda tedbir nafakasına hükmederse ,bu nafaka nasıl tahsil edilir ? 
    - Öncelikle nafakayı hak eden eş hemen ara kararının bulunduğu duruşma tutanağının ile icra müdürlüğüne başvurmalı ve Örnek 49'a göre ödeme emri gönderilmelidir. 
    -Hakim tensip zaptı ile birlikte tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını araştırmalıdır. Bu çok önemlidir. Bu araştırma formalite gereği olmamalıdır. Mümkünse müzekkerede mal varlığına ve var ise maaşa ve yan gelirlere ilişkin sorular ayrıntılı olmalıdır. Ancak maalesef bir çok yerde kolluk görevlisi tarafından (Jandarma-polis) ya telefonla yada şehrin pazarının olduğu yada ekibin yolunun köye düştüğü bir gün muhtardan tamamen soyut bilgi alınarak tutanak düzenlenmektedir.
    - Tedbir nafakasını boşanma davası ile birlikte yada yargılamanın her aşamasında eş kendisi ve çocukları için isteyebilir. ayrı yaşamakta haklı olduğunu ispat etmek zorunda değildir. Çünkü boşanma davasının varlığı ayrı yaşamakta eşlerin haklı olduğunu gösterir.(MK:162/2) 
    - Tedbir nafakasında da MK.4 maddesi göz önünde bulundurulmalıdır. 
    - Başvuru ve ilam harcı alınmaz. Çünkü fer'i nitelikte bir taleptir.
    Gerek boşanma davasında gerekse de bağımsız açılan tedbir nafakası talebini havi davalarda, nafakaya dava tarihinden itibaren hükmolunur.

    Nafaka alacağı şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olup, nafaka alacaklısının ölümü halinde kendiliğinden sona erer. Ancak nafaka alacaklısının mirasçıları tarafından ölüm tarihine kadar birikmiş ve ödenmemiş nafaka alacağının talep edilmesi mümkündür.

    Tedbir nafakasının geçici niteliği, boşanma davası devam ederken hükmedilmiş tedbir nafakalarında bu davanın kesinleşmesiyle yargılama esnasında hükmedilmiş tedbir nafakasının kendiliğinden sona ermesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Zira tedbir nafakası ile boşanmadan sonraki sürece etkili bir hak doğmamakta, bu nafakanın niteliği gereğince davanın sonuna kadar olan bir geçerliliği bulunmaktadır.

    Tarafların nafaka miktarına ilişkin hususlarda anlaşmaya varamamaları halinde nafaka miktarı, talep edenin geçinmesi için gerekli miktarda ve diğer tarafın ekonomik durumuna uygun olarak hâkim tarafından belirlenir. Tarafların ekonomik ve sosyal durumları, mal varlıkları, aylık gelir ve giderleri araştırarak hukuka ve hakkaniyete uygun olarak nafaka miktarına karar verilmelidir.

    Ayrıca önemle belirtmek gerekir ki tedbir nafakasına ilişkin olarak talepte bulunma hakkı, gerekli koşulların mevcut olması halinde her iki eşe de tanınmış olup, toplumumuzda oluşmuş genel kanının aksine erkekler tarafından da talep edilmesi mümkün bulunmaktadır. Zira koca, çalışmadığını ve geliri olmadığını kesin delillerle kanıtlarsa bu durumda diğer şartların da varlığı halinde geliri olan kadın da aile giderlerine katkı sağlamakla yükümlü olup, kocanın istemi üzerine hâkim tarafından kadının aile giderlerine yapacağı parasal katkının belirlemesi yapılabilir.

    Tedbir nafakasına hakim re’sen hükmeder, isteğe rağmen karar verilmemişse bozma sebebidir.Hakim istenilen miktardan daha fazlasına hükmedemez ve istenilen miktar belirsizse bunu taraflara açıklattırır. Tedbir nafakası bağımsız bir dava ile istenmişse bu davanın boşanma/ayrılık davası ile birleştirilmesi zorunludur.

    Tedbir Nafakasının Kapsamı 

    Tedbir Nafakasının Miktarı


    Hakim öncelikle taraflar arasında nafakanın miktarına dair bir anlaşma varsa onu dikkate almalıdır. Eşlerinin ikisinin de geliri araştırılmalı, mali gücü belirlenmelidir. Eşin geliri az ise geliri olmayan eş lehine nafakaya hükmedilir, bu engel teşkil etmez. Eşin düzenli, sürekli ve yeterli geliri varsa nafaka verilmez. Ayrıca eşin bir mesleği var fakat keyfi olarak çalışmıyorsa bu durumda nafaka ödeme yükümlülüğü vardır.

    Tedbir nafakasının miktarının belirlenmesinde kural olarak bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek yoktur. Bu aile mahkemesi hakiminin bilgisi dahilinde kabul edilir. Hakim nafaka miktarını tarafların ekonomik durumunun değişmesini göz önünde bulundurarak değiştirebilecektir.

    Tedbir Nafakasında Süre 

    Nafakanın başlangıcı kural olarak boşanma veya ayrılık davasının açıldığı tarihtir. Ancak önce dilekçeyle veya duruşma esnasında nafakanın istenmediği belirtilmiş daha sonrasında ihtiyaç oluştuğundan bahisle hükmedilmesi istenmişse tedbir nafakası istek tarihinden itibaren verilmelidir.

    Tedbir nafakasının süresi boşanma/ayrılık kararının kesinleşme tarihine kadardır. Fakat geçerli bir gerekçe gösterilerek sınırlı süre ile de verilemesinde sakınca yoktur.

    Bu nafaka türünün boşanma/ayrılık kararı kesinleşmeden de sona ermesi mümkündür. Bu haller:

    -Eşlerden birinin ölmesi
    -Gaiplik kararı alınması
    -Sınırlı sürenin tamamlanması
    -Boşanma davasından feragat
    -Nafakadan feragat edilmesi
    -Ölüm benzeri durumun gerçekleşmesi(ölüm karinesi)
    -Evliliğin iptali kararının kesinleşmesi
    -Başkasıyla düzenli yaşamaya başlama
    -Kaldırılmasına karar verilmesi

    Tedbir Nafakasının Ödenmesi: 


    Kural olarak tedbir nafakası irat şeklinde ödenir.Ancak tarafların ekonomik ve sosyal durumları elveriyor ve gerekli kılıyorsa toptan ödenmesine karar verilebilir.

    Tarafların buna dair bir anlaşması bulunmuyorsa nafaka Türk Lirası olarak ödenecektir. Ayrıca gerekliyse ayın olarak da ödenebilir.

    Tedbir Nafakasına İşleyecek Faiz: 


    Borç dava tarihinde muaccel ve muayyen olmadığından faiz başlangıç tarihi olarak onun esas alınması isabetsizdir. İstek bulunması halinde, borç muaccel olup borçlunun temerrüde düşürüldüğü tarihten itibaren faize hükmedilebilir. 

    Tedbir Nafakasında Usul 

     
    Görevli mahkeme aile mahkemesidir.Aile mahkemesi olmayan yerlerde görevli Mahkeme , Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme boşanma/ayrılık davalarındaki yetkili mahkeme yani TMK 168’e göre eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son 6 ayda birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

    Tedbir nafakası boşanma/ayrılık davası içerisinde istenmişse harca tabi değilken, ayrı bir dava olarak açılmışsa harç ödenmek zorundadır.

    Tedbir nafakasına yönelik hüküm fıkrasında kime verildiği, niteliği, süresi, miktarı açıkça belirtilmelidir.

    Boşanma/ayrılık davası içerisinde hükmedilen tedbir nafakası üzerinden vekalet ücreti talep edilemez. Ara karar şeklinde verilen tedbir nafakasının infazı mümkündür. Fakat bu şekilde verilmiş nafakanın iptali için ayrıca dava açılamaz, ödeyene iadesi talep edilemez.

    Temyiz sınırı ve karar düzeltme sınırı yoktur, icrası geri bırakılamaz.

    Çocuklara İlişkin Tedbir Nafakası 


    Hakim TMK md 169’a göre çocuklara yönelik geçici önlemleri de re’sen alacaktır. Bunlardan birisi tedbir nafakasıdır. Tedbir nafakasını çocuk kendisine bırakılmamış olan eş, çocuk yanında kalan eş yararına öder.Çocuklara ilişkin olarak tedbir nafakasına hükmedilebilmesi için, hakkında nafakaya hükmedilecek çocuğun reşit olmaması gerekmektedir. Bu konuda hâkim özellikle çocuğun sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararlarını esas alacak; çocuğun yanında olmayan eşin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine yapacağı katkı tedbiren belirlenecektir. Bu sebeple fiilen kalınan döneme özgü olarak dava tarihinden itibaren ödenir. Fakat tarafların ortak çocuğu davadan sonra doğmuşsa doğum tarihi başlangıç kabul edilir. Önce istenmeyip sonra talep edilen bir durum söz konusuysa istek tarihinden itibaren nafaka verilir. Bu nafaka kural olarak boşanma/ayrılık kararının kesinleşmesine kadar devam eder. Ancak çocuk fiilen ayrılmışsa o tarih dikkate alınır. Çocuğun ergin olma tarihi önemlidir, sonrasında verilmez. 
    Ergin çocuklar için  böyle bir talebi varsa ayrı bir yardım nafakası davası açması gerekir.

    Çocuğa verilen tedbir nafakasının eşe verilenden farkı kamu düzeninden olmasıdır. Bu sebeple hakim tarafların istediği nafaka miktarı ile kısıtlanamaz. Miktar belirlenirken çocuğun ihtiyaçları, gelirleri, tarafların ödemeyi kabul ettikleri miktar ve hayat koşulları dikkate alınır. 

    Tedbir Nafakasının Ödenmemesi 


    İİK md 344’e göre nafaka ödemekle yükümlü olup da ilamda gösterilen ödeme şartlarına riayet etmeyen borçlu, alacaklının şikayeti üzerine icra mahkemesince 10 günden 3 aya kadar hapse mahkum edilir. Cezanın infazından sonra işleyecek olan nafaka da aynı hükme tabidir. Borçlu nafakanın kaldırılması veya azaltılması hakkında dava açmış ve borçlunun ileri sürdüğü sebepler icra mahkemesince cezanın ertelenmesi talebini kabul ettirecek mahiyetteyse bu madde hükmünün uygulanması yargılama sonucuna bırakılabilir.

    Nafakanın ödenmemesi suçundan dolayı verilen mahkumiyet kararı infaz edilmeden tekrar aynı suçtan mahkumiyet kararı verilemez. Ayrıca icra emrinin tebliği ile şikayet tarihi arasında en az 1 aylık nafaka ödenmemiş olmalıdır. Şikayet süresi ise md 347 gereğince suçun işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren 3 ay ve herhalde suçun işlenmesinden itibaren 1 yıldır. 

    Burada önemli olan bir diğer nokta ise nafaka borcunu ödememenin suç sayılması için ilamın asile çıkarılmış olması gerektiğidir. Her ne kadar vekille takip edilen işlerde vekile tebligat yapılması zorunluluğu olsa da cezaların şahsiliği ilkesi gereğince asile de tebligat yapılmalıdır. Yargıtay 16.HD 13.12.2011 tarihli 2011/6583 esas 2011/8833 karar sayılı dosyada “..İcra ve İflas Kanunu’nun cezaya ilişkin hükümlerinin uygulanabilmesi için, Ceza Hukuku açısından ve cezaların şahsiliği prensibinin bir gereği olarak öncelikle icra emrinin borçlu sanığa tebliğinin gerekmesi karşısında, Adıyaman/Gölbaşı İcra Müdürlüğü’nün 2010/1365 sayılı dosyasında yalnızca borçlu sanık vekiline icra emrinin tebliği ile yetinildiği gözetilmeden, sanığın nafaka hükümlerine uymamak suçundan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 344/1 maddesi uyarınca mahkumiyetine karar verilmesinin yasaya aykırı olması nedeniyle itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsizdir..” şeklinde bu noktaya değinmiştir.

    Tazyik hapsinin infazına başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse icra mahkemesince verilecek düşme kararı üzerine tahliye edilir, ödemelerini tekrar keserse hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. 

    Hangi Durumlarda Tedbir Nafakasına Hükmedilmez

    Tedbir nafakasına hükmedilirken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, ihtiyaçları, gelir ve giderleri gereği gibi araştırılıp hiçbir kuşku bırakmayacak şekilde saptanmalıdır. Kural olarak tutukluluk, 
    hükümlülük, 
    akıl hastalığı, 
    işsizlik 
    nafaka yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz; eşin eğer başka bir geliri veya paraya çevrilebilecek malı veya serveti varsa tedbir nafakası vermekle yükümlüdür.

    1-Eşlerin maddi güçleri birbirine yakınsa bu zorunluluk ortadan kalkar. Ayrıca nafaka alacaklısı eş ölürse ölüm tarihine kadar işlemiş olan nafaka miktarı terekenin alacağı olur. Bunların yanı sıra eş 

    2-Zorunlu askerlik görevini yapıyorsa askerde olduğu süre boyunca nafaka ödeme yükümlülüğü yoktur.

    3-Tedbir nafakası evlilik dışı birlikteliği olan eşe verilmez.  Y2HD 30.10.2008 tarihli 15526-14287sy kararında “..Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, davalının 2 yıldır aynı evde bir başka erkekle fiilen evliymiş gibi beraber yaşadığı gerçekleşmiştir. Davalının barınma ihtiyacı ve iaşesi, birlikte yaşadığı erkek tarafından karşılandığına göre TMK 169’un koşulları oluşmadığı gibi yoksulluk nafakasının koşulları da oluşmamıştır..” şeklinde içtihadını tekrarlamıştır.

    Nafakaya Mahsuben Yapılan Ödemelerin Hukuki Durumu


    Nafakaya mahsuben yapılan ödemelerin ispatı önem taşımaktadır. Nafakaya dair icra takibinde; borçlu, birbirini takip eden tarihlerde hükmedilen nafaka tutarlarının tamamını kapsamayacak şekilde de olsa alacaklıya ödemede bulunmuşsa ve işbu ödemenin nafakaya dair olduğu açıklamasını içermiyorsa bile, alacaklı tarafından bu ödemenin açıkça başka bir alacağa ilişkin olduğu ispatlanmadıkça borçlu nafaka borcundan kurtulur.

    Yargıtay 12.HD 19.02.2010 tarihli 2009/22641 esas 2010/3781 karar sayılı dosyada “..Genel haciz yolu ile başlatılan takipte borçlu bir takım ödemelerde bulunduğunu belirterek takibe itiraz etmiştir. İtirazın kaldırılması aşamasında mahkemece Dairemizin önceki içtihatları doğrultusunda inceleme yaptırılarak, ödeme belgelerinde “nafakaya ilişkindir” kaydını taşımayanlar nazara alınmayacak yazılı şekilde sonucu görülmektedir. Ancak Dairemizce oluşturulan yeni içtihat gereğince borçlunun somut olayda, gözlendiği gibi birbirini takip eden tarihlerde, tüm nafaka borçlarını kapsamasa dahi birtakım ödemeler yaptığı ve yaptığı bu ödemelerin nafaka borcuna ilişkin olduğuna dair bir açıklama olmasa bile, ödenen miktar nispetinde nafaka borcundan kurtulacağına kabulü gerekmektedir. Zira işleyen nafaka borcu bulunan bir borçlunun yaptığı ödemelerin bu borç dışında, ahlaki bir ödeme olduğunu kabul etmek hak kaybına neden olmaktadır. Kaldı ki zorunlu olsa dahi, nafaka borcu da nitelik itibarıyla temelde ahlaki bir ödemedir..” belirterek yeni içtihatlarının bu yönde olduğunu göstermiştir.

    Nafakaların ödenmemesiyle ilgili ceza verilmesine dair detaylı makalemiz için tıklaynız

  • kayseri tanıma tenfiz yargitay kararlari

    Kayseri Tanıma Tenfiz Yargıtay Kararları 

    Yargıtay


    2. Hukuk Dairesi

    E.2003/3560
    K.2003/4704
    T.2.4.2003




    YABANCI MAHKEME İLAMI

    TANIMA VE TENFİZ



    YASAYA GÖRE YABANCI MAHKEME İLAMININ ASILININ DOSYAYA SUNULMASI GEREKMEKTEDİR ANCAK DOSYADA YABANCI MAHKEME İLAMININ ASLI MEVCUT DEĞİLDİR. MAHKEME TARAFINDAN BU EKSİKLİK GİDERİLMEKSİZİN KARAR VERİLMESİ HATALIDIR.

    Tanıma Tenfiz



    4721/md. 184 

    2675/md. 37 



    Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 




    Milletlerarası Özel Hukuk Usulü Kanununun 37/a maddesine göre yabancı mahkeme ilamının asılının dosyaya ibrazı zorunludur. Dosyada yabancı mahkeme ilamının aslı bulunmamaktadır. Mahkemece eksiklik giderilip sonucu uyarınca karar verilmesi gerekir. Bu husus üzerinde durulmadan karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 




    Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle mahkeme kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususlara dair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 2.4.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi. 

    T.C.


    YARGITAY

    2. HUKUK DAİRESİ
    E. 2007/7851
    K. 2008/7080
    T. 15.5.2008





    • TANIMA VE TENFİZ ( Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanıma ve Tenfizine İlişkin Davalarda Basit Yargılama Usulü Hükümlerinin Uygulanacağı - İlk Oturuma Kadar Yetki İtirazı Yapılabileceği )




    • TENFİZDE YETKİ İTİRAZI ( Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanıma ve Tenfizine İlişkin Davalarda İlk Oturuma Kadar Yetki İtirazı Yapılabileceği )




    • YABANCI MAHKEME KARARLARI ( Tanıma ve Tenfizine İlişkin Davalarda Basit Yargılama Usulü Hükümlerinin Uygulanacağı - İlk Oturuma Kadar Yetki İtirazı Yapılabileceği )




    5718/m.55

    1086/m.438



    ÖZET : Yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizine ilişkin davalarda basit yargılama usulü hükümleri uygulanır. Bu nedenle ilk oturuma kadar yetki itirazı yapılabilir. 




    DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 




    KARAR : Uyuşmazlık yabancı mahkeme kararının tenfiz istemine ilişkindir. Bu nedenle açılan davalar hakkında verilen kararların Yargıtay incelemesinin duruşmalı yapılacağı hakkında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesinde hüküm bulunmadığından davalının duruşma isteminin reddine karar verilip evrak üzerinde işin esasının incelenmesine gelince; 




    5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunun 55. maddesi gereğince tanıma ve tenfiz davaları basit yargılama usulü hükümlerine göre incelenerek karara bağlanır. Basit yargılama usulünde ilk oturuma kadar yetki itirazında bulunulması halinde yetki itirazı süresindedir. Mahkemece davalının yetki ilk itirazının süresinde olduğu kabul edilerek yetki itirazı hadise şeklinde incelenip sonucuna göre karar vermek gerekirken davalının yetki itirazının süresinde olmadığından bahisle ret edilip işin esasının incelenmesi doğru olmamıştır. 




    SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.05.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi. 




    Kazancı


    T.C.


    YARGITAY

    8. HUKUK DAİRESİ
    E. 2012/1905
    K. 2012/4685
    T. 22.5.2012




    • KATKI PAYI ALACAĞI (Yabancı Mahkemelerden Hukuk Davalarına İlişkin Olarak Verilmiş ve O Devlet Kanunlarına Göre Kesinleşmiş Bulunan Kararların Türkiye'de İcra Olunabilmesi Yetkili Türk Mahkemesi Tarafından Tenfiz Kararı Verilmesine Bağlı Olduğu )




    • YABANCI MAHKEME KARARININ ETKİSİ (Mahkeme İlamının Kesin Delil veya Kesin Hüküm Olarak Kabul Edilebilmesi İçin Yabancı İlamın Tenfiz Koşullarını Taşıdığının Mahkemece Tespiti Gerektiği )




    • TENFİZ KARARI (Katkı Payı Alacağı - Yabancı Mahkemelerden Hukuk Davalarına İlişkin Olarak Verilmiş ve O Devlet Kanunlarına Göre Kesinleşmiş Bulunan Kararların Türkiye'de İcra Olunabilmesi Yetkili Türk Mahkemesi Tarafından Tenfiz Kararı Verilmesine Bağlı Olduğu )




    5718/m.50, 58




    ÖZET : Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan kararların Türkiye 'de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi için, yabancı ilamın tenfiz koşullarını taşıdığının mahkemece tespiti gerekir. 




    Taraflar hakkında Almanya Mahkemesinin verdiği boşanma kararı kesinleşmiş ve verildiği ülkede kesin delil ve kesin hüküm olarak kabul edilmekte ise de, mahkemece davanın görülebilirlik ön koşulu olan tanıma ve tenfiz davası olmadığı, tarafların Türk Hukuku bakımından halen evli oldukları dikkate alınarak davanın reddine karar verilmelidir. 




    DAVA : Özlem ile Tunçay aralarındaki katkı payı alacağı davasının kabulüne dair (Kayseri Birinci Aile Mahkemesi )'nden verilen 16.07.2010 gün ve 421/784 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelenerek temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: 




    KARAR : Davacı Özlem vekili, evlilik içinde alınan ve davalı adına tescil edilen 2729 ada 3 parseldeki 8 numaralı dairenin alımında vekil edeninin yurtdışında çalışmaları ile edindiği kazancı ve altınlarını bozdurarak davalının babasına ev alınması amacı ile vererek katkıda bulunduğunu açıklayarak 60.000 TL'nin yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. 




    Davalı Tunçay'a usulüne uygun şekilde dava dilekçesi tebliğ edilmesine rağmen duruşmalara gelmediği gibi bir cevap da vermemiştir. 




    Mahkemece; davanın kabulü ile davacının katkı alacağı olarak belirlenen 60.000 TL'nin 30.05.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 




    Taraflar 08.10.1996 tarihinde evlenmişler, dosyada bulunan tercüme evrakına göre davacı Özlem tarafından açılan dava sonunda Fürstenfeldbruck Sulh Mahkemesi Aile Davaları Şubesi'nin 09.10.2009 tarih 003 F 1023/08 numaralı dosyasında verilen karara göre boşanmışlar ve yabancı mahkeme kararı 30.09.2009 tarihinde kesinleşmiştir. 




    Ancak; yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan kararların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır (5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun m. 50 ). Bundan ayrı yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi için, yabancı ilamın tenfiz koşullarını taşıdığının mahkemece tespiti gerekir (5718 s. MÖHUK m. 58 ). Tenfiz kararı sadece yenilik doğurucu (usuli )bir hükümdür. Türk Hukukuna göre, yabancı bir mahkeme hükmünün tenfiz edilebilmesi için, bu mahkeme hükmünün verildiği ülke hukukuna göre kesin ve icra edilebilir olması şarttır. Ancak, yabancı mahkeme hükmü Türkiye'de icra edilebilirlik gücüne sadece ve münhasıran Türk Hukukuna göre verilen bir tenfiz kararıyla sahip olabilir. 




    Her ne kadar Almanya Fürstenfeldbruck Mahkemesi'nin verdiği boşanma kararı 30.09.2009 tarihinde kesinleşmiş ve verildiği ülkede kesin delil ve kesin hüküm olarak kabulü sonucunu doğurabilmekte ise de, kararın Türkiye'de uygulanabilmesi ancak, bir tenfiz kararı verilmesi halinde mümkün olabilecektir (MÖHUK m. 50 ). 




    Ne var ki, Yargıtay duruşması sonunda dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesi üzerine yapılan araştırma ve gelen aile nüfus kaydına göre ortada tenfiz edilmiş bir karar veya bu amaçla açılmış bir derdest dosya söz konusu değildir. Türk Hukuku bakımından taraflar halen evlidir. Bu husus, eldeki davanın görülebilmesinin ön koşulunu oluşturmaktadır. Çünkü, taraflar Türk vatandaşıdırlar. Bu sebeple mahkemece, davanın görülebilirlik ön koşulu olan tanıma veya tenfiz davası olmadığı, tarafların Türk Hukuku bakımından halen evli oldukları dikkate alınarak davanın esasına girilmeksizin bu yönden reddine karar verilmesi gerekirken bu husus gözden kaçırılarak işin esası ile ilgili yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır. 




    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nın 428. maddesi uyarınca (BOZULMASINA ), peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 22.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 




    Kazancı


    T.C.


    YARGITAY

    2. HUKUK DAİRESİ
    E. 2009/9283
    K. 2010/11533
    T. 10.6.2010




    • YABANCI MAHKEME KARARLARININ TANINMASI ( Manevi Tazminat Davası Hakkının Kullanılabilmesi Yabancı İlamın Tanınmış Olması Halinde Mümkün Olacağından Zamanaşımı Süresi de Tanıma Kararının Kesinleşmesiyle Başladığı 

    )
    • BOŞANMA KARARININ TANINMASI ( Evliliğin Boşanma Sebebiyle Sona Ermesinden Doğan Dava Haklarından Olan Manevi Tazminat Davası Hakkının Kullanılabilmesi Yabancı İlamın Tanınmış Olması Halinde Mümkün Olacağından Zamanaşımı Süresi de Tanıma Kararının Kesinleşmesiyle Başladığı )




    • MANEVİ TAZMİNAT DAVASI ( Yabancı İlamın Tanınmış Olması Halinde Mümkün Olacağından Zamanaşımı Süresi de Tanıma Kararının Kesinleşmesiyle Başladığı )




    • ZAMANAŞIMI ( Evliliğin Boşanma Sebebiyle Sona Ermesinden Doğan Dava Haklarından Olan Manevi Tazminat Davası Hakkının Kullanılabilmesi Yabancı İlamın Tanınmış Olması Halinde Mümkün Olacağından Tanıma Kararının Kesinleşmesiyle Başladığı )




    5718/m.58/1

    4721/m.174/2, 178
    ÖZET : Yabancı mahkemece verilen boşanma kararı Türkiye'de tanınmadıkça kesin hüküm etkisi doğmayacağına göre, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava haklarından olan manevi tazminat davası hakkının kullanılabilmesi, yabancı ilamın tanınmış olması halinde mümkün olacağından zamanaşımı süresi de tanıma kararının kesinleşmesiyle başlar. 




    DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü: 




    KARAR : Dava, boşanmadan sonra açılan boşanma sebebine dayalı manevi tazminat ( TMK m. 174/2 ) isteğine ilişkin olup, 07.05.2007 tarihinde açılmıştır. 




    Boşanma kararı yabancı mahkemece verilmiş, 09.03.2006 tarihinde kesinleşmiştir. Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 54. maddenin birinci fıkrasının ( a ) bendi uygulanmaz ( 5718 s. MÖHUK m. 58/1 ). Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar ( TMK m. 178 ). Yabancı mahkemece verilen boşanma kararı Türkiye'de tanınmadıkça kesin hüküm etkisi doğmayacağına göre, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava haklarının kullanılabilmesi, yabancı ilamın tanınmış olması halinde mümkündür. O halde Türk Medeni Kanunu'nun 178. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresi boşanmaya bağlı dava haklarının kullanılabilir hale geldiği tanıma kararının kesinleşmesi tarihinden başlar ( 2. HD'nin 15.07.2009 tarihli 2008/8466 esas 2009/14071 karar sayılı ilamı ). Tanıma kararı 20.01.2009 tarihinde kesinleştiğine göre dava süresindedir. İşin esasının incelenmesi gerekirken yabancı ülkedeki kesinleşme tarihinin esas alınıp davanın zamanaşımı sebebiyle reddi doğru bulunmamıştır. 




    SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen sebeple ( BOZULMASINA ), istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi. 




    2. Hukuk Dairesi       
      2016/12098 E.  , 
     2016/16400 K.

      "İçtihat Metni"

      MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
      DAVA TÜRÜ : Tanıma ve Tenfiz

      Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
      Yabancı mahkeme kararlarının tanınmasına ve tenfızine ilişkin davalar, basit yargılama usulüne tabidir (HMK m. 316). Basit yargılama usulüne tabi davalarda, mahkeme mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir (HMK m. 320/1). Şu halde basit yargılama usulüne tabi bir işin duruşmasız incelenebilmesi evvela kanunen mümkün olmalıdır. Yabancı mahkeme kararlarının tanınmasına ve tenfızine ilişkin davalar kamu düzeniyle doğrudan ilgili olup, re'sen araştırma ilkesi geçerlidir. Davanın bu niteliği, duruşmalı inceleme yapılmasını, delil toplanmasını ve ayrıntılı araştırmayı gerekli kılmaktadır. Mahkemece, 29.07.2015 tarihinde dosya ele alınıp duruşma açılmaksızın hüküm verilmiştir. Dolayısıyla taraflara iddia, savunma ve ispat hakkı tanınmamış olup, hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilmiştir (HMK m. 27). Davanın basit yargılama usulüne tabi olması bu hakkın ihlal edilmesi suretiyle karar verilebileceği anlamına gelmez. Öyleyse, açıklanan hususlar gözetilerek, talebin duruşma yapılarak incelenmesi, taraf delillerinin toplanması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre hüküm kurulması gerekir. Bu yönler dikkate alınmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
      SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.22.12.2016(Prş.)


      2. Hukuk Dairesi    
           2016/11512 E.  
      ,  2016/13225 K.

        "İçtihat Metni"
        MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
        DAVA TÜRÜ : Boşanma

        Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
        Davalı tarafından, tarafların boşanmalarına dair yabancı mahkemece verilen kararın tanınması ve tenfizi için 27.02.2014 tarihinde dava açıldığı, ... Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesince boşanmaya ilişkin yabancı mahkeme kararının tanınmasına ve tenfizine karar verildiği, bu kararın henüz kesinleşmemiş olduğu görülmektedir. Tanıma ve tenfıze ilişkin kararın kesinleşmesi halinde, yabancı ilamın kesin hüküm etkisi, yabancı mahkeme kararının o ülkede kesinleştiği andan itibaren hüküm ve sonuç doğuracağına (5718 s. MÖHUK md.59) göre, taraflar o tarihte boşanmış olacaktır. Dolayısıyla tanımave tenfiz davasının neticesi bu davanın sonucunu etkileyecektir. Öyleyse tanıma ve tenfiz kararının kesinleşmesinin beklenmesi ile, hasıl olacak neticesine göre hüküm kurulmak üzere kararın bozulması gerekmiştir.
        SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 28.09.2016 (Çrş.)

        2. Hukuk Dairesi      
           2016/7298 E.  , 
         2016/9591 K.
        "İçtihat Metni"
        MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
        DAVA TÜRÜ : Tanıma ve Tenfiz

        Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
        Davacı, yabancı mahkeme kararında yer alan nafaka yükümlülüğüne ilişkin bölümün tenfızine karar verilmesini ve "tanınması ile tenfizi talep olunan karar gerekçesi, içeriği ve hükümleri ile Türk Medeni Kanununun velayet ile ilgili düzenlemeleri dikkate alınarak" müşterek çocukların velayetlerinin kendisine verilmesini talep etmiştir.
        Mahkemece verilen ilk hüküm, tarafların temyizi üzerine Dairemizin 30.04.2015 tarihli ilamı ile "....davacının velayet ile ilgili talebi hakkında ve yabancı boşanma kararında yer alan nafaka yükümlülüğü hakkında bir karar verilmediği" gerekçesiyle bozulmuş, tanınmasına karar verilen boşanma kararı yönünden onanmıştır. Mahkemece bozmaya uyulmuş ise de; oluşturulan ikinci kararda tanıma ve tenfiz kararı verildikten sonra yabancı mahkeme ilamında yer almayan ve mahkeme ilamına göre farklılık arz edecek şekilde düzenlemelere yer verilerek yeniden hüküm kurulmuştur.
        Yabancı mahkemece verilen boşanma kararının tenfız ve tanınması isteğine ilişkin davalarda, koşullarının varlığı halinde tenfız ve tanımaya karar verilmekle yetinilir. Mahkemece, tenfiz kararı ile yetinilmeyip yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
        SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 10.05.2016 (Salı)

        2. Hukuk Dairesi    
             2016/2957 E.  , 
         2016/4699 K.

          "İçtihat Metni"
          MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
          DAVA TÜRÜ : Tanıma ve Tenfiz

          Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
          Dava ile; ... mahkemesince verilen boşanmaya ilişkin kararın tanınması talep edilmiştir. Dosyaya sunulan yabancı mahkeme kararında "apostil" mevcut değildir.
          Yabancı devlet makamlarınca hazırlanan resmi belgelerin Türkiye'de bu vasfı taşıması, belgenin verildiği devletin yetkili makamı veya ilgili ... makamı tarafından onaylanmasına bağlıdır. Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerin yabancı resmi belgelerin tasdiki ile ilgili hükümleri saklıdır. (HMK m.224)
          "5 Ekim 1961 tarihli" Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılmasına ilişkin Lahey Sözleşmesi "ne, kararın verildiği ... da taraftır. Bu Sözleşme hükümleri, "yargı organları veya mahkemeler tarafından verilmiş olan resmi belgeler" için de geçerlidir. (Söz. m. 1) Sözleşmeye göre; yabancı belgedeki imzanın doğruluğunun, belgeyi imzalayan kişinin sıfatının ve gerektiğinde bu belge üzerindeki mühür ve damganın aslı ile aynı olduğunun teyidi için, bizzat belge üzerine veya buna eklenecek bir kağıdın üzerine "tasdik şerhi" (Apostil) konulması mecburidir. Bu şekilde verilmiş bir tasdik şerhi; imzanın doğruluğunu, belgeyi imzalayan kişinin hangi sıfatla imzaladığını ve gerektiğinde belge üzerindeki mühür ve damganın aslı ile aynı olduğunu teyid eder. (Söz. m. 3, 4 ve 5) Tanınması istenilen yabancı mahkeme kararının dosyaya sunulan örneğinin "kararın aslı" olduğu; bizzat belge veya buna ekli kağıt üzerinde "Apostil" mevcutsa kabul edilir. "Apostil'in" bulunmaması, sunulan belgenin güvenilirliğini ortadan kaldırır. Bu bakımdan, tanınması istenilen yabancı mahkeme kararında Apostil'in bulunması zorunludur. O halde, davacıdan "Apostil" taşıyan yabancı mahkeme kararının istenilmesi, bu yönde davacıya uygun süre verilmesi veya dosyaya sunulmuş olan yabancı kararın .... aracılığıyla kararın verildiği devlete gönderilerek, bu devletin yetkili makamlarından 5 Ekim l961 tarihli Lahey Konvansiyonu hükümlerine uygun "Apostil" (tasdik şerhi) konulmasının istenilmesi, eksikliğin bu şekilde tamamlanmasından sonra işin esasının incelenmesi gerekir. Bu husus nazara alınmadan hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
          SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 10.03.2016 (Perş.) 



          2. Hukuk Dairesi     
              2015/14872 E.  
          ,  2016/6515 K.

            "İçtihat Metni"
            MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
            DAVA TÜRÜ : Boşanma

            Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
            Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden boşanma davasının kadın tarafından 27.06.2013 tarihinde açılmış olduğu, davalı erkek tarafından ise bu tarihten sonra bağımsız olarak "yabancı mahkemece verilen boşanma kararının tanınmasına” ilişkin dava açıldığı ve bu davanın halen derdest olduğu anlaşılmaktadır. Yabancı mahkemece verilen boşanma kararının tanınması halinde, bu ilamın kesin hüküm etkisi, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ve sonuç doğuracak (5718 s. MÖHUK m. 59), dolayısıyla taraflar yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihte boşanmış olacaklardır. Öyleyse, boşanma davasının esasının incelenebilmesi ve bu davada hüküm verilebilmesi, tanıma davasının çözümüne bağlıdır. Başka bir ifade ile tanıma davası, boşanma davası bakımından "bekletici sorun” oluşturmaktadır. Yabancı mahkemece verilen boşanma kararının tanınması eldeki boşanma davasının sonucunu etkileyecek niteliktedir. Bu bakımdan tanıma ve tenfize ilişkin davanın bu dava bakımından bekletici sorun (HMK. m. 165/1) yapılarak sonucuna kadar yargılamanın bekletilmesi ve hasıl olacak neticesine göre hüküm tesis edilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
            SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 31.03.2016 (Per.)


            3. Hukuk Dairesi      
               2015/11713 E.  
            ,  2015/19009 K.
            "İçtihat Metni"
            Y A R G I T A Y İ L A M I
            İNCELENEN KARARIN
            MAHKEMESİ : KAYSERİ 5. AİLE MAHKEMESİ
            TARİHİ : 30/01/2015
            NUMARASI : 2014/525-2015/65
            Taraflar arasındaki tanıma ve tenfiz davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
            Y A R G I T A Y K A R A R I
            5718 sayılı MÖHUK madde 53/b bendi uyarınca tenfiz davasında dava dilekçesine eklenmesi gereken tenfizi istenen ilamın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesine dosya içeriğinde rastlanmamıştır.
            Bu nedenle; tanıma ve tenfizi istenen Almanya Osnabrük Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 28.10.2014 tarih ve 8F/2000 esas sayılı ilamının kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış tercümesinin dosya içerisine celbiyle, dosyanın kül halinde temyize esas inceleme için Başkanlığımıza gönderilmek üzere mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 26.11.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.


            2. Hukuk Dairesi         
            2015/8474 E.  , 
             2015/10696 K.

              "İçtihat Metni"
              MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
              DAVA TÜRÜ : Yabancı Mahkeme İlamının Tanınması

              Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
              Dava, yabancı mahkemece verilen boşanma kararının tenfizi ve tanınması isteğine ilişkin olup, yabancı ilamın tarafı olan kadının ölümünden sonra onun mirasçısı tarafından açılmıştır.
              Yabancı mahkemece, boşanma kararının 27.05.2010 tarihinde verildiği, ancak eşlerden kadının bu tarihten önce, 16.05.2010 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır. Başka bir ifade ile, yabancı mahkemedeki dava görülmekte iken, henüz karara bağlanmadan, evlilik eşlerden birinin ölümüyle sona ermiştir. Ölümle sona ermiş olan bir evliliğin boşanma ile ortadan kaldırılmış olması, Türk kamu düzenine açıkca aykırıdır. Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunması tenfiz ve tanıma kararı verilmesine engeldir (5718 s.MÖHUK.m.54/c). O halde, ölümden sonra verilen bir boşanma kararı, Türkiyede tanınamaz ve tenfiz edilemez. Bu durum nazara alınarak tanıma ve tenfiz isteğinin reddi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
              SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.26.05.2015(Salı)
            • İLETİŞİM

              Bize her konuda seçtiğiniz yollarla çekinmeden ulaşabilirsiniz. İletişim bilgileri

              Duran Hukuk

              • TEL:0352 232 28 38
              • CEP TEL:0555 565 81 73
              • Mahalle:Barboros mah.
              • Cadde:oymak Cad.
              • Bina :Sümer Hukuk Plaza
              • B Blok d:60
              • İlçe/İl:Kocasinan/KAYSERİ
              • Posta Adresi :---

              Bizlere sormak istediğiniz her konuda çekinmeden arayabilir, ofisimizi ziyaret edebilir yada mesaj gönderebilirsiniz.

              Hemen Şimdi telefon, e-posta, adres yada Aşağıdan mesaj bırakarak ulaşabilirsiniz.