ÇALIŞMA ALANLARIMIZ

Kayseri bulunan ofisimizde kayseri ve civarında bulunan müvekkilerimize Kayseri Barosuna Bağlı olarak Özellikle Kayseri'de Ceza Boşanma,Ticaret,İş,Aile,İcra alanlarında kayseride hizmet vermekteyiz

Her türlü Hukuki yardım,danışmanlık ve hizmet için.0 555 565 8173 Nolu telefon numarasından ulaşabilir Whatsapptan yazabilirsiniz

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

MAKALELERİMİZ

Sizin için en iyisini düşünüyoruz. Hukuk alanındaki makalelerimize göz atmanızı tavsiye ederiz.

  • kayseri tedbir nafakası ve sartlari nelerdir

    kayseri tedbir nafakası ,Usulü ve Şartlari nelerdir


    TEDBİR NAFAKASI 


    Kavram:


    Aile birliğinin zarar görmesi neticesinde eşlerin ve çocukların bakım ve geçimine ilişkin olarak maddi zorluğa düşen tarafa ödenmesine karar verilen nafaka; talep edildiği döneme ve sahip olduğu koşullara göre üçlü bir ayrıma tabi tutulmaktadır. Tedbir nafakası işe başta geçici niteliği ve boşanma sürecinde veya öncesinde talep edilebilmesi nedeniyle diğer nafaka türlerinden ayrılmaktadır.

    Koşulları:


    Tedbir Nafakası
    Yukarıda da izah edildiği üzere, nafaka talepleri; boşanma kararı verilmesinin öncesinde de gerekli şartların mevcudiyetine bağlı olarak ileri sürülebilir niteliktedir. Tedbir nafakasına ilişkin olarak yapacağımız değerlendirmede; bu nafakanın istendiği zamana göre de ikili bir ayrım yapmak mümkündür. Şöyle ki; tedbir nafakası, boşanma davası devam ederken istenebileceği gibi, boşanma davasından önceki süreçte de talep konusu yapılabilmektedir.

    Hukukumuzda boşanma davasından farklı olarak “ayrılık davaları” şeklinde de adlandırılan, birlikte yaşamaya ara verilmesine ilişkin taleplerle mahkemeye başvurmak mümkündür. Gerek bu şekilde bağımsız olarak açılan ayrılık davalarında, gerekse de boşanma davasının devamı süresince, hâkim gerekli olan ve özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri alabilecek; eşlerin mal varlıkları ve ekonomik güçleri de araştırılarak maddi olarak güçsüzlüğe düşecek tarafa tedbir nafakası ödenmesine karar verebilecektir.

    Tedbir nafakasının bir diğer özelliği de “geçici” nitelikte bir koruma önlemi olmasıdır. Zira ayrılık davasında veya hakimin boşanma davası sonunda ayrılık kararı verdiği hallerde tedbir nafakası, ayrılık kararının sonuna kadar devam edecek, ayrılık için takdir ve tayin edilen süre bitince hükmedilen tedbir nafakası da kendiliğinden sona erecektir.

    TMK md 169’a göre boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır. Bu önlemlerden bir tanesi tedbir nafakasıdır. Koşulları oluştuğu takdirde verilmesi zorunludur, eşlerin cinsiyeti ve kusur durumu bu nafakayı ödemek konusunda fark etmemektedir.

    Boşanma davasından önce eş tarafından ileri sürülen nafaka taleplerinde, nafaka talep eden tarafın ayrı yaşamakta haklı olduğunu ispat etmesi varlığı zorunlu şartlardan biridir. Ayrı yaşamanın haklı olduğu hallerde hâkim; istek üzerine bir eşin diğerine yapacağı parasal katkıya ilişkin olarak belirlemelerde bulunabilir, koşulların mevcudiyeti halinde tedbir nafakasına hükmedilebilir.

    Boşanma davasının dışındaki tedbir nafakası taleplerinde, ayrı yaşamın ve bu ayrılığın haklı sebebe dayandığının ispat edilmesi gerekmekte olup, işbu ispat faaliyeti her türlü delille gerçekleştirilebilmektedir. - örneğin .(kocasının dövdüğü,ağır ihmali,dışarı attığı,başka kadınla ilişkisi olduğu gibi.) Boşanma davası sürecindeki taleplerde ise ayrı yaşamın ispatlanmasına gerek bulunmamakta, hâkim kendiliğinden ya da talep üzerine eşler ve yanında bulunan çocuklar için tedbir nafakasına hükmedebilmektedir.

    - Bağımsız bir dava olarak açılır. Başvurma harcı dışında ,yıllık nafaka bedeli(talebi) üzerinde nisbi harç alınır. Esas defterine kaydı yapılır. Nisbi Avukatlık ücretine hükmedilir. 

    - Reddedilen miktar üzerinden vekalet ücretine hükmedilemez. Tamamen ret halinde ise maktu vekalet ücretine hükmedilebilir. 

    - Hükmedilecek nafaka tarafların sosyal ve ekonomik şartlarına uygun olmalıdır. Nafaka isteyen üzerinde zenginlik kaynağı oluşturmamalıdır. 

    - MK. 4 maddesinde ki Hakkaniyet Kuralları esas alınmalıdır. 
    - Nafakanın başlangıç tarihi Dava tarihidir. 
    - Tedbir nafakasında faize hükmedilemez. 
    - Nafaka Türk Parası üzerinden hükmedilmelidir. Talep yabancı para dahi olsa hüküm TL. üzerinden o günkü kur üzerinden hükmedilmelidir. Ancak tarafların nafakanın yabancı para üzerinden olmasını birlikte istemeleri hariç. 
    - Nafakanın bitiş tarihi hüküm fıkrasında gösterilemez. 
    -Tedbir nafakasından sonra boşanma davası açılır ise her iki dosya birleştirilebilir. Ancak buna rağmen nafakanın bitiş tarihi gösterilemez. 
    -Kocanın bakım borcu mutlak olduğu için işsiz olması nafakaya hükmedilmesine engel değildir. Çalışamayacak derecede Hasta ve sakat olması, askerlik görevini yapıyor bulunması-hiçbir mal varlığı yok ise-,v.b. istisnalar hariç-ancak bu istisnanın da istisnaları vardır. Bu istisnalar mutlak değildir. 
    -Nafaka şahsa bağlı bir haktır. Önceden vazgeçilmesi yani feragat edilmesi kesin hüküm oluşturmaz ,sonradan ayrı bir dava ile yeniden istenebilir. 
    - Nafaka ölüm ile sona erer. Mirasçılara geçmez. 
    - Kadının varlıklı yada maaşlı olması kocayı nafaka borcundan kurtarmaz. 
    - Bu tür nafakalarında artırılması yada tenzili mümkündür. 
    Önemli:Koca yurt dışında çalışıyor ve maaşı da belli değil ise "Çalışma bakanlığı Yurt dışı işçi Sorunları Genel Müdürlüğü" ne müzekkere yazılarak ortalama maaş miktarı belirlenmelidir. 
    - Çocuklar için verilen tedbir nafakası reşit olana kadar geçerlidir. 
    - Ayrılık ve Boşanma davası açıldığı takdirde Hakim MK.137 maddesinin amir hükmü nedeniyle Re'sen (kendiliğinden) çocuklar ve eşin iaşesi,bakımı ve eğitimi için maddi tedbirleri almak zorundadır. 
    - Tedbir nafakası Boşanma davası tarihinden başlayıp hükmün kesinleştiği tarihe kadar geçerli olmak üzere hükmedilir. 
    - Tedbir nafakası hem hüküm fıkrasında yazılmalı hem de birden fazla oturum var ise ara kararında yazılmalıdır. 
    -İlk duruşmada hakim ara kararı ile belli oranda tedbir nafakasına hükmederse ,bu nafaka nasıl tahsil edilir ? 
    - Öncelikle nafakayı hak eden eş hemen ara kararının bulunduğu duruşma tutanağının ile icra müdürlüğüne başvurmalı ve Örnek 49'a göre ödeme emri gönderilmelidir. 
    -Hakim tensip zaptı ile birlikte tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını araştırmalıdır. Bu çok önemlidir. Bu araştırma formalite gereği olmamalıdır. Mümkünse müzekkerede mal varlığına ve var ise maaşa ve yan gelirlere ilişkin sorular ayrıntılı olmalıdır. Ancak maalesef bir çok yerde kolluk görevlisi tarafından (Jandarma-polis) ya telefonla yada şehrin pazarının olduğu yada ekibin yolunun köye düştüğü bir gün muhtardan tamamen soyut bilgi alınarak tutanak düzenlenmektedir.
    - Tedbir nafakasını boşanma davası ile birlikte yada yargılamanın her aşamasında eş kendisi ve çocukları için isteyebilir. ayrı yaşamakta haklı olduğunu ispat etmek zorunda değildir. Çünkü boşanma davasının varlığı ayrı yaşamakta eşlerin haklı olduğunu gösterir.(MK:162/2) 
    - Tedbir nafakasında da MK.4 maddesi göz önünde bulundurulmalıdır. 
    - Başvuru ve ilam harcı alınmaz. Çünkü fer'i nitelikte bir taleptir.
    Gerek boşanma davasında gerekse de bağımsız açılan tedbir nafakası talebini havi davalarda, nafakaya dava tarihinden itibaren hükmolunur.

    Nafaka alacağı şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olup, nafaka alacaklısının ölümü halinde kendiliğinden sona erer. Ancak nafaka alacaklısının mirasçıları tarafından ölüm tarihine kadar birikmiş ve ödenmemiş nafaka alacağının talep edilmesi mümkündür.

    Tedbir nafakasının geçici niteliği, boşanma davası devam ederken hükmedilmiş tedbir nafakalarında bu davanın kesinleşmesiyle yargılama esnasında hükmedilmiş tedbir nafakasının kendiliğinden sona ermesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Zira tedbir nafakası ile boşanmadan sonraki sürece etkili bir hak doğmamakta, bu nafakanın niteliği gereğince davanın sonuna kadar olan bir geçerliliği bulunmaktadır.

    Tarafların nafaka miktarına ilişkin hususlarda anlaşmaya varamamaları halinde nafaka miktarı, talep edenin geçinmesi için gerekli miktarda ve diğer tarafın ekonomik durumuna uygun olarak hâkim tarafından belirlenir. Tarafların ekonomik ve sosyal durumları, mal varlıkları, aylık gelir ve giderleri araştırarak hukuka ve hakkaniyete uygun olarak nafaka miktarına karar verilmelidir.

    Ayrıca önemle belirtmek gerekir ki tedbir nafakasına ilişkin olarak talepte bulunma hakkı, gerekli koşulların mevcut olması halinde her iki eşe de tanınmış olup, toplumumuzda oluşmuş genel kanının aksine erkekler tarafından da talep edilmesi mümkün bulunmaktadır. Zira koca, çalışmadığını ve geliri olmadığını kesin delillerle kanıtlarsa bu durumda diğer şartların da varlığı halinde geliri olan kadın da aile giderlerine katkı sağlamakla yükümlü olup, kocanın istemi üzerine hâkim tarafından kadının aile giderlerine yapacağı parasal katkının belirlemesi yapılabilir.

    Tedbir nafakasına hakim re’sen hükmeder, isteğe rağmen karar verilmemişse bozma sebebidir.Hakim istenilen miktardan daha fazlasına hükmedemez ve istenilen miktar belirsizse bunu taraflara açıklattırır. Tedbir nafakası bağımsız bir dava ile istenmişse bu davanın boşanma/ayrılık davası ile birleştirilmesi zorunludur.

    Tedbir Nafakasının Kapsamı 

    Tedbir Nafakasının Miktarı


    Hakim öncelikle taraflar arasında nafakanın miktarına dair bir anlaşma varsa onu dikkate almalıdır. Eşlerinin ikisinin de geliri araştırılmalı, mali gücü belirlenmelidir. Eşin geliri az ise geliri olmayan eş lehine nafakaya hükmedilir, bu engel teşkil etmez. Eşin düzenli, sürekli ve yeterli geliri varsa nafaka verilmez. Ayrıca eşin bir mesleği var fakat keyfi olarak çalışmıyorsa bu durumda nafaka ödeme yükümlülüğü vardır.

    Tedbir nafakasının miktarının belirlenmesinde kural olarak bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek yoktur. Bu aile mahkemesi hakiminin bilgisi dahilinde kabul edilir. Hakim nafaka miktarını tarafların ekonomik durumunun değişmesini göz önünde bulundurarak değiştirebilecektir.

    Tedbir Nafakasında Süre 

    Nafakanın başlangıcı kural olarak boşanma veya ayrılık davasının açıldığı tarihtir. Ancak önce dilekçeyle veya duruşma esnasında nafakanın istenmediği belirtilmiş daha sonrasında ihtiyaç oluştuğundan bahisle hükmedilmesi istenmişse tedbir nafakası istek tarihinden itibaren verilmelidir.

    Tedbir nafakasının süresi boşanma/ayrılık kararının kesinleşme tarihine kadardır. Fakat geçerli bir gerekçe gösterilerek sınırlı süre ile de verilemesinde sakınca yoktur.

    Bu nafaka türünün boşanma/ayrılık kararı kesinleşmeden de sona ermesi mümkündür. Bu haller:

    -Eşlerden birinin ölmesi
    -Gaiplik kararı alınması
    -Sınırlı sürenin tamamlanması
    -Boşanma davasından feragat
    -Nafakadan feragat edilmesi
    -Ölüm benzeri durumun gerçekleşmesi(ölüm karinesi)
    -Evliliğin iptali kararının kesinleşmesi
    -Başkasıyla düzenli yaşamaya başlama
    -Kaldırılmasına karar verilmesi

    Tedbir Nafakasının Ödenmesi: 


    Kural olarak tedbir nafakası irat şeklinde ödenir.Ancak tarafların ekonomik ve sosyal durumları elveriyor ve gerekli kılıyorsa toptan ödenmesine karar verilebilir.

    Tarafların buna dair bir anlaşması bulunmuyorsa nafaka Türk Lirası olarak ödenecektir. Ayrıca gerekliyse ayın olarak da ödenebilir.

    Tedbir Nafakasına İşleyecek Faiz: 


    Borç dava tarihinde muaccel ve muayyen olmadığından faiz başlangıç tarihi olarak onun esas alınması isabetsizdir. İstek bulunması halinde, borç muaccel olup borçlunun temerrüde düşürüldüğü tarihten itibaren faize hükmedilebilir. 

    Tedbir Nafakasında Usul 

     
    Görevli mahkeme aile mahkemesidir.Aile mahkemesi olmayan yerlerde görevli Mahkeme , Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme boşanma/ayrılık davalarındaki yetkili mahkeme yani TMK 168’e göre eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son 6 ayda birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

    Tedbir nafakası boşanma/ayrılık davası içerisinde istenmişse harca tabi değilken, ayrı bir dava olarak açılmışsa harç ödenmek zorundadır.

    Tedbir nafakasına yönelik hüküm fıkrasında kime verildiği, niteliği, süresi, miktarı açıkça belirtilmelidir.

    Boşanma/ayrılık davası içerisinde hükmedilen tedbir nafakası üzerinden vekalet ücreti talep edilemez. Ara karar şeklinde verilen tedbir nafakasının infazı mümkündür. Fakat bu şekilde verilmiş nafakanın iptali için ayrıca dava açılamaz, ödeyene iadesi talep edilemez.

    Temyiz sınırı ve karar düzeltme sınırı yoktur, icrası geri bırakılamaz.

    Çocuklara İlişkin Tedbir Nafakası 


    Hakim TMK md 169’a göre çocuklara yönelik geçici önlemleri de re’sen alacaktır. Bunlardan birisi tedbir nafakasıdır. Tedbir nafakasını çocuk kendisine bırakılmamış olan eş, çocuk yanında kalan eş yararına öder.Çocuklara ilişkin olarak tedbir nafakasına hükmedilebilmesi için, hakkında nafakaya hükmedilecek çocuğun reşit olmaması gerekmektedir. Bu konuda hâkim özellikle çocuğun sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararlarını esas alacak; çocuğun yanında olmayan eşin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine yapacağı katkı tedbiren belirlenecektir. Bu sebeple fiilen kalınan döneme özgü olarak dava tarihinden itibaren ödenir. Fakat tarafların ortak çocuğu davadan sonra doğmuşsa doğum tarihi başlangıç kabul edilir. Önce istenmeyip sonra talep edilen bir durum söz konusuysa istek tarihinden itibaren nafaka verilir. Bu nafaka kural olarak boşanma/ayrılık kararının kesinleşmesine kadar devam eder. Ancak çocuk fiilen ayrılmışsa o tarih dikkate alınır. Çocuğun ergin olma tarihi önemlidir, sonrasında verilmez. 
    Ergin çocuklar için  böyle bir talebi varsa ayrı bir yardım nafakası davası açması gerekir.

    Çocuğa verilen tedbir nafakasının eşe verilenden farkı kamu düzeninden olmasıdır. Bu sebeple hakim tarafların istediği nafaka miktarı ile kısıtlanamaz. Miktar belirlenirken çocuğun ihtiyaçları, gelirleri, tarafların ödemeyi kabul ettikleri miktar ve hayat koşulları dikkate alınır. 

    Tedbir Nafakasının Ödenmemesi 


    İİK md 344’e göre nafaka ödemekle yükümlü olup da ilamda gösterilen ödeme şartlarına riayet etmeyen borçlu, alacaklının şikayeti üzerine icra mahkemesince 10 günden 3 aya kadar hapse mahkum edilir. Cezanın infazından sonra işleyecek olan nafaka da aynı hükme tabidir. Borçlu nafakanın kaldırılması veya azaltılması hakkında dava açmış ve borçlunun ileri sürdüğü sebepler icra mahkemesince cezanın ertelenmesi talebini kabul ettirecek mahiyetteyse bu madde hükmünün uygulanması yargılama sonucuna bırakılabilir.

    Nafakanın ödenmemesi suçundan dolayı verilen mahkumiyet kararı infaz edilmeden tekrar aynı suçtan mahkumiyet kararı verilemez. Ayrıca icra emrinin tebliği ile şikayet tarihi arasında en az 1 aylık nafaka ödenmemiş olmalıdır. Şikayet süresi ise md 347 gereğince suçun işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren 3 ay ve herhalde suçun işlenmesinden itibaren 1 yıldır. 

    Burada önemli olan bir diğer nokta ise nafaka borcunu ödememenin suç sayılması için ilamın asile çıkarılmış olması gerektiğidir. Her ne kadar vekille takip edilen işlerde vekile tebligat yapılması zorunluluğu olsa da cezaların şahsiliği ilkesi gereğince asile de tebligat yapılmalıdır. Yargıtay 16.HD 13.12.2011 tarihli 2011/6583 esas 2011/8833 karar sayılı dosyada “..İcra ve İflas Kanunu’nun cezaya ilişkin hükümlerinin uygulanabilmesi için, Ceza Hukuku açısından ve cezaların şahsiliği prensibinin bir gereği olarak öncelikle icra emrinin borçlu sanığa tebliğinin gerekmesi karşısında, Adıyaman/Gölbaşı İcra Müdürlüğü’nün 2010/1365 sayılı dosyasında yalnızca borçlu sanık vekiline icra emrinin tebliği ile yetinildiği gözetilmeden, sanığın nafaka hükümlerine uymamak suçundan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 344/1 maddesi uyarınca mahkumiyetine karar verilmesinin yasaya aykırı olması nedeniyle itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsizdir..” şeklinde bu noktaya değinmiştir.

    Tazyik hapsinin infazına başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse icra mahkemesince verilecek düşme kararı üzerine tahliye edilir, ödemelerini tekrar keserse hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. 

    Hangi Durumlarda Tedbir Nafakasına Hükmedilmez

    Tedbir nafakasına hükmedilirken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, ihtiyaçları, gelir ve giderleri gereği gibi araştırılıp hiçbir kuşku bırakmayacak şekilde saptanmalıdır. Kural olarak tutukluluk, 
    hükümlülük, 
    akıl hastalığı, 
    işsizlik 
    nafaka yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz; eşin eğer başka bir geliri veya paraya çevrilebilecek malı veya serveti varsa tedbir nafakası vermekle yükümlüdür.

    1-Eşlerin maddi güçleri birbirine yakınsa bu zorunluluk ortadan kalkar. Ayrıca nafaka alacaklısı eş ölürse ölüm tarihine kadar işlemiş olan nafaka miktarı terekenin alacağı olur. Bunların yanı sıra eş 

    2-Zorunlu askerlik görevini yapıyorsa askerde olduğu süre boyunca nafaka ödeme yükümlülüğü yoktur.

    3-Tedbir nafakası evlilik dışı birlikteliği olan eşe verilmez.  Y2HD 30.10.2008 tarihli 15526-14287sy kararında “..Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, davalının 2 yıldır aynı evde bir başka erkekle fiilen evliymiş gibi beraber yaşadığı gerçekleşmiştir. Davalının barınma ihtiyacı ve iaşesi, birlikte yaşadığı erkek tarafından karşılandığına göre TMK 169’un koşulları oluşmadığı gibi yoksulluk nafakasının koşulları da oluşmamıştır..” şeklinde içtihadını tekrarlamıştır.

    Nafakaya Mahsuben Yapılan Ödemelerin Hukuki Durumu


    Nafakaya mahsuben yapılan ödemelerin ispatı önem taşımaktadır. Nafakaya dair icra takibinde; borçlu, birbirini takip eden tarihlerde hükmedilen nafaka tutarlarının tamamını kapsamayacak şekilde de olsa alacaklıya ödemede bulunmuşsa ve işbu ödemenin nafakaya dair olduğu açıklamasını içermiyorsa bile, alacaklı tarafından bu ödemenin açıkça başka bir alacağa ilişkin olduğu ispatlanmadıkça borçlu nafaka borcundan kurtulur.

    Yargıtay 12.HD 19.02.2010 tarihli 2009/22641 esas 2010/3781 karar sayılı dosyada “..Genel haciz yolu ile başlatılan takipte borçlu bir takım ödemelerde bulunduğunu belirterek takibe itiraz etmiştir. İtirazın kaldırılması aşamasında mahkemece Dairemizin önceki içtihatları doğrultusunda inceleme yaptırılarak, ödeme belgelerinde “nafakaya ilişkindir” kaydını taşımayanlar nazara alınmayacak yazılı şekilde sonucu görülmektedir. Ancak Dairemizce oluşturulan yeni içtihat gereğince borçlunun somut olayda, gözlendiği gibi birbirini takip eden tarihlerde, tüm nafaka borçlarını kapsamasa dahi birtakım ödemeler yaptığı ve yaptığı bu ödemelerin nafaka borcuna ilişkin olduğuna dair bir açıklama olmasa bile, ödenen miktar nispetinde nafaka borcundan kurtulacağına kabulü gerekmektedir. Zira işleyen nafaka borcu bulunan bir borçlunun yaptığı ödemelerin bu borç dışında, ahlaki bir ödeme olduğunu kabul etmek hak kaybına neden olmaktadır. Kaldı ki zorunlu olsa dahi, nafaka borcu da nitelik itibarıyla temelde ahlaki bir ödemedir..” belirterek yeni içtihatlarının bu yönde olduğunu göstermiştir.

    Nafakaların ödenmemesiyle ilgili ceza verilmesine dair detaylı makalemiz için tıklaynız

  • kayseri tanıma tenfiz yargitay kararlari

    Kayseri Tanıma Tenfiz Yargıtay Kararları 

    Yargıtay

    2. Hukuk Dairesi
    E.2003/3560
    K.2003/4704
    T.2.4.2003



    YABANCI MAHKEME İLAMI
    TANIMA VE TENFİZ



    YASAYA GÖRE YABANCI MAHKEME İLAMININ ASILININ DOSYAYA SUNULMASI GEREKMEKTEDİR ANCAK DOSYADA YABANCI MAHKEME İLAMININ ASLI MEVCUT DEĞİLDİR. MAHKEME TARAFINDAN BU EKSİKLİK GİDERİLMEKSİZİN KARAR VERİLMESİ HATALIDIR.


    4721/md. 184 
    2675/md. 37 



    Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 


    Milletlerarası Özel Hukuk Usulü Kanununun 37/a maddesine göre yabancı mahkeme ilamının asılının dosyaya ibrazı zorunludur. Dosyada yabancı mahkeme ilamının aslı bulunmamaktadır. Mahkemece eksiklik giderilip sonucu uyarınca karar verilmesi gerekir. Bu husus üzerinde durulmadan karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 


    Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle mahkeme kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususlara dair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 2.4.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi. 
    T.C.

    YARGITAY
    2. HUKUK DAİRESİ
    E. 2007/7851
    K. 2008/7080
    T. 15.5.2008



    • TANIMA VE TENFİZ ( Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanıma ve Tenfizine İlişkin Davalarda Basit Yargılama Usulü Hükümlerinin Uygulanacağı - İlk Oturuma Kadar Yetki İtirazı Yapılabileceği )


    • TENFİZDE YETKİ İTİRAZI ( Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanıma ve Tenfizine İlişkin Davalarda İlk Oturuma Kadar Yetki İtirazı Yapılabileceği )


    • YABANCI MAHKEME KARARLARI ( Tanıma ve Tenfizine İlişkin Davalarda Basit Yargılama Usulü Hükümlerinin Uygulanacağı - İlk Oturuma Kadar Yetki İtirazı Yapılabileceği )


    5718/m.55
    1086/m.438



    ÖZET : Yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizine ilişkin davalarda basit yargılama usulü hükümleri uygulanır. Bu nedenle ilk oturuma kadar yetki itirazı yapılabilir. 


    DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 


    KARAR : Uyuşmazlık yabancı mahkeme kararının tenfiz istemine ilişkindir. Bu nedenle açılan davalar hakkında verilen kararların Yargıtay incelemesinin duruşmalı yapılacağı hakkında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesinde hüküm bulunmadığından davalının duruşma isteminin reddine karar verilip evrak üzerinde işin esasının incelenmesine gelince; 


    5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunun 55. maddesi gereğince tanıma ve tenfiz davaları basit yargılama usulü hükümlerine göre incelenerek karara bağlanır. Basit yargılama usulünde ilk oturuma kadar yetki itirazında bulunulması halinde yetki itirazı süresindedir. Mahkemece davalının yetki ilk itirazının süresinde olduğu kabul edilerek yetki itirazı hadise şeklinde incelenip sonucuna göre karar vermek gerekirken davalının yetki itirazının süresinde olmadığından bahisle ret edilip işin esasının incelenmesi doğru olmamıştır. 


    SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.05.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi. 


    Kazancı

    T.C.

    YARGITAY
    8. HUKUK DAİRESİ
    E. 2012/1905
    K. 2012/4685
    T. 22.5.2012



    • KATKI PAYI ALACAĞI (Yabancı Mahkemelerden Hukuk Davalarına İlişkin Olarak Verilmiş ve O Devlet Kanunlarına Göre Kesinleşmiş Bulunan Kararların Türkiye'de İcra Olunabilmesi Yetkili Türk Mahkemesi Tarafından Tenfiz Kararı Verilmesine Bağlı Olduğu )


    • YABANCI MAHKEME KARARININ ETKİSİ (Mahkeme İlamının Kesin Delil veya Kesin Hüküm Olarak Kabul Edilebilmesi İçin Yabancı İlamın Tenfiz Koşullarını Taşıdığının Mahkemece Tespiti Gerektiği )


    • TENFİZ KARARI (Katkı Payı Alacağı - Yabancı Mahkemelerden Hukuk Davalarına İlişkin Olarak Verilmiş ve O Devlet Kanunlarına Göre Kesinleşmiş Bulunan Kararların Türkiye'de İcra Olunabilmesi Yetkili Türk Mahkemesi Tarafından Tenfiz Kararı Verilmesine Bağlı Olduğu )


    5718/m.50, 58


    ÖZET : Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan kararların Türkiye 'de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi için, yabancı ilamın tenfiz koşullarını taşıdığının mahkemece tespiti gerekir. 


    Taraflar hakkında Almanya Mahkemesinin verdiği boşanma kararı kesinleşmiş ve verildiği ülkede kesin delil ve kesin hüküm olarak kabul edilmekte ise de, mahkemece davanın görülebilirlik ön koşulu olan tanıma ve tenfiz davası olmadığı, tarafların Türk Hukuku bakımından halen evli oldukları dikkate alınarak davanın reddine karar verilmelidir. 


    DAVA : Özlem ile Tunçay aralarındaki katkı payı alacağı davasının kabulüne dair (Kayseri Birinci Aile Mahkemesi )'nden verilen 16.07.2010 gün ve 421/784 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelenerek temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: 


    KARAR : Davacı Özlem vekili, evlilik içinde alınan ve davalı adına tescil edilen 2729 ada 3 parseldeki 8 numaralı dairenin alımında vekil edeninin yurtdışında çalışmaları ile edindiği kazancı ve altınlarını bozdurarak davalının babasına ev alınması amacı ile vererek katkıda bulunduğunu açıklayarak 60.000 TL'nin yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. 


    Davalı Tunçay'a usulüne uygun şekilde dava dilekçesi tebliğ edilmesine rağmen duruşmalara gelmediği gibi bir cevap da vermemiştir. 


    Mahkemece; davanın kabulü ile davacının katkı alacağı olarak belirlenen 60.000 TL'nin 30.05.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 


    Taraflar 08.10.1996 tarihinde evlenmişler, dosyada bulunan tercüme evrakına göre davacı Özlem tarafından açılan dava sonunda Fürstenfeldbruck Sulh Mahkemesi Aile Davaları Şubesi'nin 09.10.2009 tarih 003 F 1023/08 numaralı dosyasında verilen karara göre boşanmışlar ve yabancı mahkeme kararı 30.09.2009 tarihinde kesinleşmiştir. 


    Ancak; yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan kararların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır (5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun m. 50 ). Bundan ayrı yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi için, yabancı ilamın tenfiz koşullarını taşıdığının mahkemece tespiti gerekir (5718 s. MÖHUK m. 58 ). Tenfiz kararı sadece yenilik doğurucu (usuli )bir hükümdür. Türk Hukukuna göre, yabancı bir mahkeme hükmünün tenfiz edilebilmesi için, bu mahkeme hükmünün verildiği ülke hukukuna göre kesin ve icra edilebilir olması şarttır. Ancak, yabancı mahkeme hükmü Türkiye'de icra edilebilirlik gücüne sadece ve münhasıran Türk Hukukuna göre verilen bir tenfiz kararıyla sahip olabilir. 


    Her ne kadar Almanya Fürstenfeldbruck Mahkemesi'nin verdiği boşanma kararı 30.09.2009 tarihinde kesinleşmiş ve verildiği ülkede kesin delil ve kesin hüküm olarak kabulü sonucunu doğurabilmekte ise de, kararın Türkiye'de uygulanabilmesi ancak, bir tenfiz kararı verilmesi halinde mümkün olabilecektir (MÖHUK m. 50 ). 


    Ne var ki, Yargıtay duruşması sonunda dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesi üzerine yapılan araştırma ve gelen aile nüfus kaydına göre ortada tenfiz edilmiş bir karar veya bu amaçla açılmış bir derdest dosya söz konusu değildir. Türk Hukuku bakımından taraflar halen evlidir. Bu husus, eldeki davanın görülebilmesinin ön koşulunu oluşturmaktadır. Çünkü, taraflar Türk vatandaşıdırlar. Bu sebeple mahkemece, davanın görülebilirlik ön koşulu olan tanıma veya tenfiz davası olmadığı, tarafların Türk Hukuku bakımından halen evli oldukları dikkate alınarak davanın esasına girilmeksizin bu yönden reddine karar verilmesi gerekirken bu husus gözden kaçırılarak işin esası ile ilgili yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır. 


    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nın 428. maddesi uyarınca (BOZULMASINA ), peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 22.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 


    Kazancı

    T.C.

    YARGITAY
    2. HUKUK DAİRESİ
    E. 2009/9283
    K. 2010/11533
    T. 10.6.2010



    • YABANCI MAHKEME KARARLARININ TANINMASI ( Manevi Tazminat Davası Hakkının Kullanılabilmesi Yabancı İlamın Tanınmış Olması Halinde Mümkün Olacağından Zamanaşımı Süresi de Tanıma Kararının Kesinleşmesiyle Başladığı 
    )
    • BOŞANMA KARARININ TANINMASI ( Evliliğin Boşanma Sebebiyle Sona Ermesinden Doğan Dava Haklarından Olan Manevi Tazminat Davası Hakkının Kullanılabilmesi Yabancı İlamın Tanınmış Olması Halinde Mümkün Olacağından Zamanaşımı Süresi de Tanıma Kararının Kesinleşmesiyle Başladığı )



    • MANEVİ TAZMİNAT DAVASI ( Yabancı İlamın Tanınmış Olması Halinde Mümkün Olacağından Zamanaşımı Süresi de Tanıma Kararının Kesinleşmesiyle Başladığı )


    • ZAMANAŞIMI ( Evliliğin Boşanma Sebebiyle Sona Ermesinden Doğan Dava Haklarından Olan Manevi Tazminat Davası Hakkının Kullanılabilmesi Yabancı İlamın Tanınmış Olması Halinde Mümkün Olacağından Tanıma Kararının Kesinleşmesiyle Başladığı )


    5718/m.58/1
    4721/m.174/2, 178
    ÖZET : Yabancı mahkemece verilen boşanma kararı Türkiye'de tanınmadıkça kesin hüküm etkisi doğmayacağına göre, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava haklarından olan manevi tazminat davası hakkının kullanılabilmesi, yabancı ilamın tanınmış olması halinde mümkün olacağından zamanaşımı süresi de tanıma kararının kesinleşmesiyle başlar. 



    DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü: 


    KARAR : Dava, boşanmadan sonra açılan boşanma sebebine dayalı manevi tazminat ( TMK m. 174/2 ) isteğine ilişkin olup, 07.05.2007 tarihinde açılmıştır. 


    Boşanma kararı yabancı mahkemece verilmiş, 09.03.2006 tarihinde kesinleşmiştir. Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 54. maddenin birinci fıkrasının ( a ) bendi uygulanmaz ( 5718 s. MÖHUK m. 58/1 ). Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar ( TMK m. 178 ). Yabancı mahkemece verilen boşanma kararı Türkiye'de tanınmadıkça kesin hüküm etkisi doğmayacağına göre, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava haklarının kullanılabilmesi, yabancı ilamın tanınmış olması halinde mümkündür. O halde Türk Medeni Kanunu'nun 178. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresi boşanmaya bağlı dava haklarının kullanılabilir hale geldiği tanıma kararının kesinleşmesi tarihinden başlar ( 2. HD'nin 15.07.2009 tarihli 2008/8466 esas 2009/14071 karar sayılı ilamı ). Tanıma kararı 20.01.2009 tarihinde kesinleştiğine göre dava süresindedir. İşin esasının incelenmesi gerekirken yabancı ülkedeki kesinleşme tarihinin esas alınıp davanın zamanaşımı sebebiyle reddi doğru bulunmamıştır. 


    SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen sebeple ( BOZULMASINA ), istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi. 


    2. Hukuk Dairesi       
      2016/12098 E.  , 
     2016/16400 K.

      "İçtihat Metni"

      MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
      DAVA TÜRÜ : Tanıma ve Tenfiz

      Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
      Yabancı mahkeme kararlarının tanınmasına ve tenfızine ilişkin davalar, basit yargılama usulüne tabidir (HMK m. 316). Basit yargılama usulüne tabi davalarda, mahkeme mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir (HMK m. 320/1). Şu halde basit yargılama usulüne tabi bir işin duruşmasız incelenebilmesi evvela kanunen mümkün olmalıdır. Yabancı mahkeme kararlarının tanınmasına ve tenfızine ilişkin davalar kamu düzeniyle doğrudan ilgili olup, re'sen araştırma ilkesi geçerlidir. Davanın bu niteliği, duruşmalı inceleme yapılmasını, delil toplanmasını ve ayrıntılı araştırmayı gerekli kılmaktadır. Mahkemece, 29.07.2015 tarihinde dosya ele alınıp duruşma açılmaksızın hüküm verilmiştir. Dolayısıyla taraflara iddia, savunma ve ispat hakkı tanınmamış olup, hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilmiştir (HMK m. 27). Davanın basit yargılama usulüne tabi olması bu hakkın ihlal edilmesi suretiyle karar verilebileceği anlamına gelmez. Öyleyse, açıklanan hususlar gözetilerek, talebin duruşma yapılarak incelenmesi, taraf delillerinin toplanması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre hüküm kurulması gerekir. Bu yönler dikkate alınmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
      SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.22.12.2016(Prş.)


      2. Hukuk Dairesi    
           2016/11512 E.  
      ,  2016/13225 K.

        "İçtihat Metni"
        MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
        DAVA TÜRÜ : Boşanma

        Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
        Davalı tarafından, tarafların boşanmalarına dair yabancı mahkemece verilen kararın tanınması ve tenfizi için 27.02.2014 tarihinde dava açıldığı, ... Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesince boşanmaya ilişkin yabancı mahkeme kararının tanınmasına ve tenfizine karar verildiği, bu kararın henüz kesinleşmemiş olduğu görülmektedir. Tanıma ve tenfıze ilişkin kararın kesinleşmesi halinde, yabancı ilamın kesin hüküm etkisi, yabancı mahkeme kararının o ülkede kesinleştiği andan itibaren hüküm ve sonuç doğuracağına (5718 s. MÖHUK md.59) göre, taraflar o tarihte boşanmış olacaktır. Dolayısıyla tanımave tenfiz davasının neticesi bu davanın sonucunu etkileyecektir. Öyleyse tanıma ve tenfiz kararının kesinleşmesinin beklenmesi ile, hasıl olacak neticesine göre hüküm kurulmak üzere kararın bozulması gerekmiştir.
        SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 28.09.2016 (Çrş.)

        2. Hukuk Dairesi      
           2016/7298 E.  , 
         2016/9591 K.
        "İçtihat Metni"
        MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
        DAVA TÜRÜ : Tanıma ve Tenfiz

        Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
        Davacı, yabancı mahkeme kararında yer alan nafaka yükümlülüğüne ilişkin bölümün tenfızine karar verilmesini ve "tanınması ile tenfizi talep olunan karar gerekçesi, içeriği ve hükümleri ile Türk Medeni Kanununun velayet ile ilgili düzenlemeleri dikkate alınarak" müşterek çocukların velayetlerinin kendisine verilmesini talep etmiştir.
        Mahkemece verilen ilk hüküm, tarafların temyizi üzerine Dairemizin 30.04.2015 tarihli ilamı ile "....davacının velayet ile ilgili talebi hakkında ve yabancı boşanma kararında yer alan nafaka yükümlülüğü hakkında bir karar verilmediği" gerekçesiyle bozulmuş, tanınmasına karar verilen boşanma kararı yönünden onanmıştır. Mahkemece bozmaya uyulmuş ise de; oluşturulan ikinci kararda tanıma ve tenfiz kararı verildikten sonra yabancı mahkeme ilamında yer almayan ve mahkeme ilamına göre farklılık arz edecek şekilde düzenlemelere yer verilerek yeniden hüküm kurulmuştur.
        Yabancı mahkemece verilen boşanma kararının tenfız ve tanınması isteğine ilişkin davalarda, koşullarının varlığı halinde tenfız ve tanımaya karar verilmekle yetinilir. Mahkemece, tenfiz kararı ile yetinilmeyip yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
        SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 10.05.2016 (Salı)

        2. Hukuk Dairesi    
             2016/2957 E.  , 
         2016/4699 K.

          "İçtihat Metni"
          MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
          DAVA TÜRÜ : Tanıma ve Tenfiz

          Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
          Dava ile; ... mahkemesince verilen boşanmaya ilişkin kararın tanınması talep edilmiştir. Dosyaya sunulan yabancı mahkeme kararında "apostil" mevcut değildir.
          Yabancı devlet makamlarınca hazırlanan resmi belgelerin Türkiye'de bu vasfı taşıması, belgenin verildiği devletin yetkili makamı veya ilgili ... makamı tarafından onaylanmasına bağlıdır. Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerin yabancı resmi belgelerin tasdiki ile ilgili hükümleri saklıdır. (HMK m.224)
          "5 Ekim 1961 tarihli" Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılmasına ilişkin Lahey Sözleşmesi "ne, kararın verildiği ... da taraftır. Bu Sözleşme hükümleri, "yargı organları veya mahkemeler tarafından verilmiş olan resmi belgeler" için de geçerlidir. (Söz. m. 1) Sözleşmeye göre; yabancı belgedeki imzanın doğruluğunun, belgeyi imzalayan kişinin sıfatının ve gerektiğinde bu belge üzerindeki mühür ve damganın aslı ile aynı olduğunun teyidi için, bizzat belge üzerine veya buna eklenecek bir kağıdın üzerine "tasdik şerhi" (Apostil) konulması mecburidir. Bu şekilde verilmiş bir tasdik şerhi; imzanın doğruluğunu, belgeyi imzalayan kişinin hangi sıfatla imzaladığını ve gerektiğinde belge üzerindeki mühür ve damganın aslı ile aynı olduğunu teyid eder. (Söz. m. 3, 4 ve 5) Tanınması istenilen yabancı mahkeme kararının dosyaya sunulan örneğinin "kararın aslı" olduğu; bizzat belge veya buna ekli kağıt üzerinde "Apostil" mevcutsa kabul edilir. "Apostil'in" bulunmaması, sunulan belgenin güvenilirliğini ortadan kaldırır. Bu bakımdan, tanınması istenilen yabancı mahkeme kararında Apostil'in bulunması zorunludur. O halde, davacıdan "Apostil" taşıyan yabancı mahkeme kararının istenilmesi, bu yönde davacıya uygun süre verilmesi veya dosyaya sunulmuş olan yabancı kararın .... aracılığıyla kararın verildiği devlete gönderilerek, bu devletin yetkili makamlarından 5 Ekim l961 tarihli Lahey Konvansiyonu hükümlerine uygun "Apostil" (tasdik şerhi) konulmasının istenilmesi, eksikliğin bu şekilde tamamlanmasından sonra işin esasının incelenmesi gerekir. Bu husus nazara alınmadan hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
          SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 10.03.2016 (Perş.) 



          2. Hukuk Dairesi     
              2015/14872 E.  
          ,  2016/6515 K.

            "İçtihat Metni"
            MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
            DAVA TÜRÜ : Boşanma

            Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
            Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden boşanma davasının kadın tarafından 27.06.2013 tarihinde açılmış olduğu, davalı erkek tarafından ise bu tarihten sonra bağımsız olarak "yabancı mahkemece verilen boşanma kararının tanınmasına” ilişkin dava açıldığı ve bu davanın halen derdest olduğu anlaşılmaktadır. Yabancı mahkemece verilen boşanma kararının tanınması halinde, bu ilamın kesin hüküm etkisi, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ve sonuç doğuracak (5718 s. MÖHUK m. 59), dolayısıyla taraflar yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihte boşanmış olacaklardır. Öyleyse, boşanma davasının esasının incelenebilmesi ve bu davada hüküm verilebilmesi, tanıma davasının çözümüne bağlıdır. Başka bir ifade ile tanıma davası, boşanma davası bakımından "bekletici sorun” oluşturmaktadır. Yabancı mahkemece verilen boşanma kararının tanınması eldeki boşanma davasının sonucunu etkileyecek niteliktedir. Bu bakımdan tanıma ve tenfize ilişkin davanın bu dava bakımından bekletici sorun (HMK. m. 165/1) yapılarak sonucuna kadar yargılamanın bekletilmesi ve hasıl olacak neticesine göre hüküm tesis edilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
            SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 31.03.2016 (Per.)


            3. Hukuk Dairesi      
               2015/11713 E.  
            ,  2015/19009 K.
            "İçtihat Metni"
            Y A R G I T A Y İ L A M I
            İNCELENEN KARARIN
            MAHKEMESİ : KAYSERİ 5. AİLE MAHKEMESİ
            TARİHİ : 30/01/2015
            NUMARASI : 2014/525-2015/65
            Taraflar arasındaki tanıma ve tenfiz davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
            Y A R G I T A Y K A R A R I
            5718 sayılı MÖHUK madde 53/b bendi uyarınca tenfiz davasında dava dilekçesine eklenmesi gereken tenfizi istenen ilamın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesine dosya içeriğinde rastlanmamıştır.
            Bu nedenle; tanıma ve tenfizi istenen Almanya Osnabrük Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 28.10.2014 tarih ve 8F/2000 esas sayılı ilamının kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış tercümesinin dosya içerisine celbiyle, dosyanın kül halinde temyize esas inceleme için Başkanlığımıza gönderilmek üzere mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 26.11.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.


            2. Hukuk Dairesi         
            2015/8474 E.  , 
             2015/10696 K.

              "İçtihat Metni"
              MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
              DAVA TÜRÜ : Yabancı Mahkeme İlamının Tanınması

              Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
              Dava, yabancı mahkemece verilen boşanma kararının tenfizi ve tanınması isteğine ilişkin olup, yabancı ilamın tarafı olan kadının ölümünden sonra onun mirasçısı tarafından açılmıştır.
              Yabancı mahkemece, boşanma kararının 27.05.2010 tarihinde verildiği, ancak eşlerden kadının bu tarihten önce, 16.05.2010 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır. Başka bir ifade ile, yabancı mahkemedeki dava görülmekte iken, henüz karara bağlanmadan, evlilik eşlerden birinin ölümüyle sona ermiştir. Ölümle sona ermiş olan bir evliliğin boşanma ile ortadan kaldırılmış olması, Türk kamu düzenine açıkca aykırıdır. Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunması tenfiz ve tanıma kararı verilmesine engeldir (5718 s.MÖHUK.m.54/c). O halde, ölümden sonra verilen bir boşanma kararı, Türkiyede tanınamaz ve tenfiz edilemez. Bu durum nazara alınarak tanıma ve tenfiz isteğinin reddi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
              SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.26.05.2015(Salı)
            • Kayseri Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçu,Unsurları Cezası ?

              Kayseri Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçu,Unsurları Cezası ?


              KONUT DOKUNULMAZLIĞININ İHLALİ


              Konut dokunulmazlığını ihlal suçu  bir kimsenin konutuna, işyerine veya bunların eklentilerine “rızaya aykırı olarak girme” veya “rıza ile girilen yerden çıkmama”  fiilleriyle kişi hürriyetine karşı işlenen bir suçtur.

              Konut dokunulmazlığının ihlali suçu, TCK md.116’da  “Hürriyete Karşı Suçlar”  arasında düzenlenmiş olup; bu suçla kişilerin konutlarında veya işyerlerinde güvenlik duygusu, sükun ve huzurlarının ile çalışma özgürlüğünün korunması hedeflenmiştir.

              Konut Dokunulmazlığını İhlal Suçu Şikayet Süresi ve Zamanaşımı


              Konut dokunulmazlığının ihlali suçunun TCK md.116’da yer alan  tüm fıkralarının takibi şikayete bağlıdır. Müşteki, şikayet hakkını kullanmadığı takdirde  suçun soruşturulması mümkün değildir. Şikayet süresi, mağdurun fiilin işlendiğini ve fiili işleyen kişiyi öğrendiği tarihten başlamak üzere 6 aydır. Örneğin; mağdur,  kendisinin evde veya işyerinde olmadığı bir zamanda, konutuna veya işyerine girildiğini 01.01.2017 tarihinde öğrenmiş,  konutuna veya işyerine izinsiz giren kişinin kim olduğunu da  01.12.2017 tarihinde öğrenmiş olsun. Bu somut olayda mağdurun 6 aylık şikayet hakkı süresi, 01.06.2017 tarihinde başlar, 01.03.2017 tarihinde sona erer.

              Suçun dava zamanaşımı süresi 8 yıldır.
              ceza zamanaşımı  10 yıldır.  Yani failin hapis cezası ile cezalandırılması halinde , fail hakkındaki mahkumiyet hükmü 10 yıl içinde infaz edilmezse hapis cezası zamanaşımı nedeniyle ortadan kalkar.

              Konut Dokunulmazlığını İhlal Suçu ve Uzlaştırma


              Uzlaştırma , tarafsız bir kimsenin arabuluculuğuyla suçtan kaynaklanan uyuşmazlığın çözülmesi için suçun mağduru ve failinin iletişim kurduğu süreçtir (CMK md. 253/1). Uzlaştırma, hem soruşturma aşamasında hem de mahkemede dava açıldıktan sonra mahkeme aşamasında uygulanabilecek bir ceza muhakemesi kurumudur.

              Konut dokunulmazlığının ihlali suçunun TCK md.116’da düzenlenen tüm fıkraları uzlaşma kapsamında yer almaktadır. Soruşturmayı yapan savcı, dava açmak için yeterli şüphe nedenlerinin varlığı kanaatinde ise, mutlaka tarafların uzlaştırılması için soruşturma dosyasını uzlaştırma bürosuna göndermelidir.

              Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçunun Unsurları ve Cezası 

              TCK md. 116/1’de düzenlenen konut dokunulmazlığını ihlal suçu iki şekilde işlenebilir:

              -Kişinin konutuna rızası dışında girilmesi. Örneğin, kapıyı açan  ev sahibini iterek rıza göstermediği halde evine girmek suçun tipik bir şeklidir.

              -Konuta rıza ile girildikten sonra, rızaya aykırı bir şekilde çıkılmaması: Suçun bu şeklinde, konuta girilirken konut sahibinin rızası vardır. Ancak, girildikten belli bir süre sonra rıza ortadan kalkmakta, konut sahibi konutunun terk edilmesini istemesine rağmen fail konuttan çıkmamaktadır. Rıza geri alındıktan sonra konuttan çıkmayan fail konut dokunulmazlığını ihlal suçunu işlemiş olur. Örneğin, alacak meselesini konuşmaya gelen alacaklının  konutuna girmesine izin veren borçlu, belli bir süre sonra tartışma çıkması üzerine, alacaklının konutundan çıkmasını istediğinde, konuttan çıkmayan alacaklı konut dokunulmazlığının ihlali suçunu işlemiş olur.

              Konut dokunulmazlığını ihlal suçunun  cezası, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıdır (TCK md.116/1).  Cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle ya da gece vakti işlenmesi halinde, suçun cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıdır (TCK md.116/4).

              Konut dokunulmazlığını ihlal suçu mağdura ait konuta veya bunların eklentilerine rızaya aykırı bir şekilde girilmesi veya girildikten sonra çıkılmaması ile oluştuğundan; konut kavramının ceza hukukunda hangi anlamda kullanıldığının açıklanması gerekir. Buna göre;

              Ceza hukukunda konut;  kişilerin, devamlı veya geçici olarak yerleşmek ve barınmak amacıyla oturmalarına elverişli yerler olarak tarif edilmektedir (Yargıtay CGK - 2014/272 karar).   Ceza hukukunda konut kavramı, özel hukukta tanımlanan konut kavramından oldukça geniş bir anlama sahiptir. Konut dokunulmazlığının ihlali suçu, kişi hürriyetine karşı suçlar arasında olduğundan,  girilmesi suç teşkil eden konutun şekli, yapısı, kullanım biçimi tümüyle kullanan kişinin özgür seçimine bağlıdır.

              Konut dokunulmazlığının ihlali suçunun maddi konusu olan konut bazı özellikler arz eder, bu özellikler şunlardır:

              -Ceza hukukunda konut devamlı veya geçici olarak kalınan; yapısı, karakteri, şekli, genişliğinden ziyade oturmaya, barınmaya veya yaşamsal ihtiyaçları gidermeye yarayan açık veya kapalı  her türlü mekandır.
              -Konut insanların barınma ihtiyaçlarını giderdikleri, deyim yerindeyse sığındıkları her yerdir.
              -Konut, sadece kişinin ikametgahının bulunduğu yer değildir. Geçici olarak kullanılan yerler de konut sayılır. Önemli olan kişilerin geçici de olsa  herhangi bir yeri oturma amacıyla kullanmasıdır. Örneğin, 3 ay süreyle kullanılan bir yazlık eve kimsenin bulunmadığı kış mevsiminde rızaya aykırı girilmesi halinde konut dokunulmazlığını ihlal suçu oluşur.
              -Gece kalmaya tahsis edilemese bile, kişinin özel ihtiyaçlarını yerine getirdiği, hayati faaliyetlerini sürdürdüğü her yer konut olarak kabul edilir. Örneğin, insanların yemek yediği, misafirlerini ağırladığı ancak gece kalmadığı bir mekan konut sayılır.
              -Konutun bulunduğu yerin açık veya kapalı olması önemli değildir. Örneğin, kişinin kapısı yarı açık bir barakada yaşaması halinde, bu baraka konut niteliğindedir.
              -Fiilen hiçbir şekilde zaman geçirilmese veya oturulmasa bile, oturmaya hazır hale getirilen yerler de konut olarak kabul edilir. Örneğin, 3 ay sonra evlenecek olan bir çiftin ev eşyalarını yerleştirmesine rağmen, konutta henüz oturulmadan eşyalarının çalınması halinde konut dokunulmazlığının ihlali suçu işlenmiş olur.

              I- Suçla Korunan Hukuki Değer:


              Konut dokunulmazlığının ihlali, kişinin kendisine özgü barış ve sükununu ve yuvasındaki yaşamının sulh ve selametle cereyanı için var olması gerekli güvenlik duygusunun sarsılmasını ifade etmektedir. Yasa koyucu, bireylere karşı işlenen ve aynı zamanda onların muhtaç oldukları güvenlik ve sükunu ihlal eyleyen konut dokunulmazlığının ihlali fiillerini, “Hürriyete karşı işlenen suçlar” arasında bir suç olarak tanımlanmıştır.

              Ceza Kanunu, konut dokunulmazlığını ihlal fiilini suç sayarken konu­tu değil, bir yeri konut olarak edinmiş olan kimsenin hürriyetini korumaktadır. Ceza Hukuku bakımından konut, kişi hürriyetinin oluşması için bir yer koşuludur.

              Konut dokunulmazlığının ihlali fiillerinin suç olarak tanımlanmasıyla korunan hukuksal yarar, kişilerin oturdukları mahallerde huzurlu, güvenli ve sakin bir or­tamda dilediği gibi hareket etme ve yaşama hak ve özgürlüğünün korunmasıdır. Yasa koyucu, 116/2.fıkrada “İşyeri dokunulmazlığının ihlalini”de belirli koşul­larda suç sayarak yaptırım altına almakla ayrıca kişinin huzurlu, güvenli ve sakin bir ortamda dilediği gibi iş yapma ve çalışabilme özgürlüğünü korumayı da amaçlamıştır.

              II- Suçun Konusu :


              Bu suçun maddi konusunu,  suç tanımında “konut” ve “eklenti”, 116/2.fıkradaki suç tanımında ise, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan “işyerleri ve eklentileri” oluşturmaktadır.

              Ceza Kanunumuzda konut (mesken) kavramının ne anlama geldiği açıklanmamıştır.

              Bir yerin konut olarak kabul edilebilmesi için, aile hayatını ya da bireysel hayatın, yeme içme, yatma gibi temel yaşamsal faaliyetlerin kısmen veya tamamen, ser­bestçe yerine getirilmesi için kullanıma tahsis olunması gerekir. Bu itibarla, kahve­hane, sinema, tiyatro ve benzeri umuma açık yerler, umuma açık oldukları sürece konut niteliğinde değildirler, ancak yasal kurallara göre umuma açık bulunmaya­cakları belirlenmiş olan zamanlarda bu yerler de konut niteliğini kazanabilirler. Bir yer konut olarak ayrılmışsa, bu yerin günün tamamında veya birkaç saatinde kulla­nılmasının bu yerin konut sayılıp sayılmaması yönünden önemi yoktur. Geçici olarak da kalınsa diğer koşulların varlığı halinde bu yer konut sayılır. Gece istiraha­tına ayrılmamış fakat diğer ihtiyaçlardan bir veya bir kısmının (yemek yeme, misa­fir kabul etme gibi) yerine getirildiği yerin de konut olarak kabulü gerekir.

              Oturmaya tahsis edilmiş, oturulmaya başlanmış, yapımı bitmiş bir ev konut sa­yılır. Ancak konut kavramı evle sınırlı değildir. Bir yerin konut sayılması için ta­şınmaz niteliğinde bulunması, yapısı, genişliği, niteliği ve biçimi önem taşımaz. Bu nedenle oturulan yerin “bina” biçiminde olmasına gerek olmadığı gibi, üstünün açık veya kapalı olması da önem taşımaz. Başkalarının girmesine rıza gösterileme­yeceğini belirtecek şekilde dış dünyadan ayrıları yerler, örneğin karavan, çadır, çöp bidonu, gemi kamarası, kayık, yataklı vagon kompartımanı, otel odası 116.madde anlamında konut sayılır.

              Resmi daire niteliğinde olan binalar kural olarak konut sayılmaz, ancak resmi binanın kişilerin yatması, ikamet etmesi için ayrılması veya bir bölümünün (örneğin hastanenin bir odasının doktorun ikametine tahsis edilmesi) böyle bir amaçla tahsis edilmesi halinde bu yer veya bölümler konut sayılır.

              116/2.fıkradaki suçun konusunu oluşturan yerlere, izinle girilebilen avukatlık bürosu ve özel muayenehaneler örnek olarak gösterilebilir. Buna karşılık herkesin kolaylıkla girip çıkabileceği yerlere, örneğin, kapalı otoparka, marketlere, alışveriş merkezlerine halka açık oldukları zamanlarda girilmesi bu suçu oluşturmaz. Ancak, bu yerlere mesai saatleri dışında rıza hilafına girilmesi halinde yine bu suç oluşur.

              Konut dokunulmalığını ihlal suçunu daha detaylı inceleyecek olursak;

              Suçun faili ve Mağduru :


              Suçun Faili: Bu suçun faili herhangi bir kimse olabilir. Ancak bu suçun kamu görevlisi tarafından “kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle” işlenmesi 119/1-c bendinde cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Ev sahibinin mülkiyet hakkının bulunması, kiracının konut dokunulmaz­lığının ihlaline hak vermediğinden ev sahibi bu suçun faili olabilir. Bir dairenin bağımsız odalarında yaşayan kişilerin birbirlerinin odalarına rıza hilafına girmeleri halinde giren kişinin eylemi bu suçu oluşturur. Evlilik birliği devam ettiği ve veril­miş bir ayrılık kararı bulunmadığı sürece eşlerin yekdiğerinin bağımsız konutuna girmeleri suç oluşturmaz, ancak fiilen ayrılarak ana-babasının veya yakınlarının evinde oturan eşin bulunduğu eve girilmesi ile bu suç oluşur.

              Suçun Mağduru: Bu suçların mağduru konut veya işyeri dokunulmazlığı ih­lal edilen herhangi bir kişi olabilir.

              Suçun Maddi Unsuru 


              a) 1.Fıkradaki Suçun Maddi Unsuru: 116/1. fıkrada, konut dokunulmazlığının ihlali suçunun temel şekli düzenlenmiştir. Bu suçun maddi unsuru, failin, hak sahi­binin rızası dışında konuta veya eklentisine “girmesi” veya rıza ile girdikten sonra buradan “çıkmaması”dır.

              Konut ve eklentisine yönelik dışarıdan yapılan hareket­ler, dışarıdan evin gözetlenmesi, camın tıkırdatılması, dış kapı zilinin çalınması, telefon edilmesi diğer unsurları da mevcutsa TCK.nun 123.maddesine uyan “kişi­lerin huzur ve sükununu bozma” suçunu oluşturabilirce de bu tür eylemler konut dokunulmazlığının ihlali sayılmaz.

              Failin rıza ile girdiği konuttan “çıkmama” fiilinin suçu oluşturabilmesi için, hak sahibinin kendisini söz, hareket ve tavırlarıyla çıkmaya davet etmesine rağmen failin bu yerden ayrılmamış olması gerekir.

              Konut dokunulmazlığını ihlal suçunun oluşabilmesi için, yetkili kişinin konuta girme konusunda “rızasının olmaması” gerekir. Konut sahibinin konuta girildiğin­den haberdar olmaması, aynı zamanda rızasının da olmaması anlamına gelir. Bu nedenle konuta gizlice veya hileyle girilmiş olması halinde suç oluşur. Sahibinin rızasına dayalı olarak konuta girildikten sonra, bu rızanın geri alınması halinde konutun terk edilmesi gerekir. Belirtilen nedenlerle, konut sahibinin rızasının olmaması, bu suçun bir unsurunu oluşturmaktadır. Konut dokunulmazlığını ihlal suçunun hukuka aykırılık vasfını ortadan kaldıran rızanın, hukuken geçerli rıza olması gerekir. Kişinin konuta girme konusunda rıza açıklamaya yetkili olmasının yanı sıra, açıklanan rızanın da örneğin hile dolayısıyla sakatlanmamış olması gere­kir. Rızanın bulunmadığı açık veya örtülü (zımni) olarak belirtilebilir. Hak sahibi iradesini yazılı veya sözlü açıklayabileceği gibi bazı işaret ve maddi engellerle (ör­neğin bahçenin etrafını yüksek duvarlarla çevirmek, bahçe kapısına zil, kilit takmak gibi) de açıklayabilir. Ancak suçun gerçekleşmesi için mutlaka engellerin bulunması ve failin bunları aşması şart değildir. Nitekim konutun veya eklentisinin kapısı açık olsa da, hak sahibinin rızası yoksa suç oluşur. Konut dokunulmazlığını ihlal fiili­nin gerçekleştirildiği sırada hak sahibinin konutta bulunup, bulunmaması suçun oluşumunu etkilemez. Konuta, kişinin aldatılarak (hile ile) girilmesi, örneğin failin kendisini sahte isim ve sıfatla tanıtarak, elektrikçi, su tesisatçısı şeklinde tanıtarak konuta girmesi halinde hak sahibinin rızası sakatlanmış olduğundan eylem bu suçu oluşturur.

              b) 2.Fıkradaki Suçun Maddi Unsuru: 116.maddenin 2.fıkrasında, birinci fıkrada belirtilen fiillerin “açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyerleri ve eklentileri hakkında işlenmesi”, suçun daha az cezayı gerektiren nitelikli unsuru olarak tanımlanmıştır,

              Şu halde herkesin herhangi bir koşulu yerine getirmeksizin girebileceği örneğin, lokanta, banka şubesi, sinema, tiyatro, kahvehane, market gibi umuma açık yerlere, halka açık oldukları sırada girildiği takdirde suç oluşmayacaktır. Zira hak sahipleri bu gibi yerlere isteyenin girmesi hususunda daha başlangıçta rızalarını örtülü olarak açıklamış sayılırlar. Ancak bu sayılan umuma açık yerlere, halka açık olmadıkları zamanlarda, örneğin açılma saati gelmeden veya mesai saatleri dışında, işhanı veya işyerinin kullanılış amacına göre herkesin girmesine izin verilmeyecek konuma getirildikten sonra rıza hilafına girilmesi halinde de bu suç oluşacaktır. Keza, avukatlık bürosu, şirket binası ve özel muayenehane gibi izinle veya randevu alınarak girilebilen yerlere rıza hilafına girilmesi veya rızayla girildikten sonra çık­maya davet edildiği halde çıkılmaması bu suçu oluşturacaktır.

              Suçun Manevi Unsuru:


              Konut dokunulmazlığının ihlali suçu, kasten işlenebilir. Kanunda failin belirli bir saikle hareket etmesi aranmadığından bu suçun manevi unsuru bakımından genel kast gerekli ve yeterlidir. Aynca özel kast aranmaz, failin saiki önem taşımaz. Buradaki kast, failin, başkasının konut veya eklentisine kendisini oradan çıkarmak hakkını haiz kimsenin rızası olmadığını bildiği halde isteyerek girmek veya rızasıy­la girdikten sonra çıkmamak iradesidir. Bu suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir.

              Suçun Hukuka Aykırılık Unsuru:


              Bu suça özgü özel bir hukuka uygunluk nedeni öngörülmemiştir. Ancak, kanu­nun hükmü ve amirin emri (24.md.), meşru savunma ve zorunluluk hali (25/1-2md.) bu suçlar bakımından hukuka uygunluk nedeni oluşturabilir.

              Suça Etki Eden Nedenler


              a) Cezayı Artıran Nitelikli Unsurlar:

              Konut dokunulmazlığını ihlal suçuna ilişkin cezayı artıran nitelikli unsurlar 116/4.fıkrada ve hürriyete karşı işlenen bazı suçlar için “ortak hüküm” olarak dü­zenlenen 119.maddede yer almaktadır.

              aa) 116/4.fıkrada yer alan nitelikli unsurlar: Bunlar 
              -fiilin cebir veya tehdit kul­lanılmak suretiyle
              -gece vakti işlenmesidir.

              Fiilin cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle işlenmesi: Bu nitelikli unsurun mevcut sayılabilmesi için cebir veya tehdidin konut dokunulmazlığını ihlal suçunu işleyebilmek için kullanılması, yani konuta rıza hilafına “girmek” veya rızaya dayalı olarak girdikten sonra çıkmaya davet edilmesine karşın “çıkmamak” için cebir veya tehdide başvurulmuş olması gerekir. Cebir veya tehdidin birlikte olması gerekmez, bunlardan biriyle suçun işlenmesi yeterlidir.

              Fiilin gece vakti işlenmesi: konut dokunulmazlığını ihlal suçunun gece vakti işlenmesi cezayı artıran nitelikli bir unsurdur.

              TCK.nun 6/1-e bendine göre, ceza kanunlarının uygulanmasında “gece vakti” deyiminden, güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zaman süresi anlaşılır.

              bb) 119/1.maddede yer alan nitelikli unsurlar: “Ortak hüküm” başlıklı 119/1. fıkrada konut dokunulmazlığının ihlali suçunun cezasının artırılmasını gerektiren nitelikli unsurlar gösterilmiştir. Bunlar, suçun; 
              -silahla,
              -kişinin kendisini tanınmaya­cak bir hale koyması suretiyle,
              -imzasız mektupla veya özel işaretlerle, 
              -birden fazla kişi tarafından birlikte, 
              -var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, 
              -kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanıl­mak suretiyle bu suçun işlenmesidir. 

              Bu nitelikli unsurlardan birinin veya birkaçı­nın gerçekleşmesi halinde 116.madde uyarınca verilecek olan ceza, 119/l.fıkra hük­müne göre bir kat artırılacaktır. 116/4, ve 119/1.fıkralardaki nitelikli hallerden bir­den fazlasının varlığı halinde ayrıca 61.madde uyarınca temel ceza belirlenirken bu durumun teşdit nedeni olarak gözetilmesi gerekir. Bu nitelikli haller bakımından 119.maddede yapılan açıklamalara bakılmalıdır.

              KOVUŞTURMA, GÖREVLİ MAHKEME, SUÇUN YAPTIRIMI VE DAVA ZAMANAŞIMI:


              Kovuşturma: Konut dokunulmazlığını ihlal suçunun basit (temel) şekillerinin  soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Şikâyet hakkı, fiil neticesinde konut dokunulmazlığı ihlal edilen kişilere aittir. Bun­lardan birinin 73.madde uyarınca fiilin ve failin kim olduğunu öğrendiği tarihten itibaren ancak zamanaşımı süresini geçirmemek koşuluyla altı aylık sürede şikâyet­te bulunması gerekir. nitelikli hallerde soruşturma ve kovuşturma C.Başsavcılığınca genel hükümlere göre re’sen yapılır. TCK.nun 142.maddesine 5560 sayılı Kanunla eklenen 4.fıkra hükmü uyarınca, hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali suçunun işlenmesi halinde bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz. Bu durumda, suçun C.Başsavcılığınca re’sen soruşturularak takibi gerekir.

              Görevli Mahkeme:  Asliye ceza mahkemesine aittir

              Suçun Yaptırımı: 1.fıkradaki suçun yaptırımı altı aydan iki yıla kadar hapis, 2.fıkradaki suçun yaptırımı altı aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. 116/4.fıkradaki nitelikli unsurların varlığı halinde suçun yaptırımı ise bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıdır. 119/1 .fıkrada yer alan nitelikli hallerden birinin veya birkaçının varlığı halinde temel ceza bu nedenle bir kat (bir defa olmak üzere) artırılacaktır. Birden fazla nitelikli halin 61.madde uyarınca temel cezanın belirlenmesi sırasında teşdit nedeni olarak gözetilmesi gerekir.

              Dava Zamanaşımı: Bu suçların dava zamanaşımı süresi 66/1-e bendi uyarınca sekiz yıldır. Ancak 116/4.fıkrada yer alan nitelikli unsurların yanı sıra 119/1. fıkradaki nitelikli hallerin de birlikte uygulanması halinde 66/3.fıkra hükmü uyarınca dava zamanaşımı 66/1-d bendi gereğince onbeş yıllık süreye tabi olacaktır.


              Konut Dokunulmazlığını İhlal Suçu Yargıtay Kararları


              -Olay gecesi sanıkların bir otomobil ile şikâyetçinin sanayi sitesinde bulunan işyerinin önüne geldikleri, birisinin araçta bekleyerek gözcülük yaptığı, diğer sanığın bijon anahtarı ile işyerinin kapı kilidini kırıp kepengini açmak suretiyle içeri girmeye çalıştığı, o sırada devriye görevi yapmakta olan polislerin sanığı gördükleri, polisleri fark eden sanıkların araca binerek kaçmaya çalışırken yakalalandıkları; sanıkların hırsızlık ve işyeri dokunulmazlığının ihlali suçlarının kanuni tanımında belirtilen elverişli hareketlere başladıkları, ancak içeriye giremeden ve hırsızlık suçunu tamamlayamadan yakalandıkları, bu durumda yakalandıkları ana kadar gerçekleştirdikleri eylemin, kişi hürriyetini koruyan işyeri dokunulmazlığının ihlali ile mülkiyet ve zilyetlik hakkını koruma altına alan hırsızlık suçunun kanuni tanımında öngörülen neticeyi meydana getirmeye elverişli olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların tamamlanmış mala zarar verme suçunun yanında, hırsızlık ve işyeri dokunulmazlığının ihlali suçlarına teşebbüsten cezalandırılması gerekir (Yargıtay CGK – 2016/107 karar).
                
              -İşyerinin bir bölümünün sahibi veya çalışanları tarafından konut olarak kullanılması ve ilgililerin rızaları dışında belirtilen yerlere girilmesi ya da uyarılara rağmen çıkılmaması durumunda, işyeri dokunulmazlığının ihlali değil, konut dokunulmazlığının ihlali suçu oluşur (Yargıtay CGK - 2015/275 karar).
              -Yeni kiralanmış, henüz oturulmaya başlanılmamakla birlikte temizlenmiş, perdeleri takılmış, ikamete hazır hale getirilip içerisine bazı özel eşyalar yerleştirilmiş, arada gelinip kontrol edilen bir evin artık sadece mülkiyet ve zilyetlik kuralları ile korunan boş veya metruk bir ev olarak görülemeyeceği, mağdurun burayı dışarıdan anlaşılabilecek biçimde konut olarak kullanımına tahsis ettiği, fiilen de burada bir yaşam kurmaya başladığı hususları gözönüne alındığında, konut dokunulmazlığının ihlali suçunun oluşabilmesi için kişinin ayrıca bu yerde geceleri kalmaya başlamış olması ve fiilin işlenmesi anında orada bulunması da şart olmadığından, suça konu yerin “konut” vasfında olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay CGK – 2014/272 karar).
                
              -Hırsızlık yapmak üzere Devlet hastanesine girilmiştir. Devlet hastanesi aynı zamanda işyeri niteliğindedir. Bu nedenle, fail hem hırsızlık suçu nedeniyle hem de konut dokunulmazlığını ihlal suçu nedeniyle cezalandırılmalıdır (Yargıtay CGK - 2012/142 karar).

              -Adliye binaları da diğer kamu binaları gibi 116/2. maddesi kapsamında işyeri olduğundan, suç tarihinde gece vakti pencereden adliye binasına girip adli emanetteki uyuşturucu maddeyi çalmak isteyen, bu amaçla bir odanın kapısını kıran sanığın eylemlerinin mala zarar verme ve hırsızlık suçuna teşebbüsün yanında işyeri dokunulmazlığının ihlali suçunu da oluşturur (Yargıtay CGK - 2014/337 karar).

              -Belediye binaları da diğer kamu binaları gibi 116/2. maddesi kapsamında işyeri olduğundan, suç tarihinde gece vakti kapı kilidini kırarak belediyenin tahsilat veznesi olarak kullandığı binaya girip bilgisayar kasasını çalan sanığın eylemlerinin, mala zarar verme ve hırsızlık suçu yanında işyeri dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturur (Yargıtay CGK – 2014/343).
              -Emniyet trafik tescil şubesi tüm bu kamu binaları gibi işyeri kabul edilmelidir. Bu nedenle, hırsızlık için giren sanığın işyeri konut dokunulmazlığını ihlal ettiği kabul edilmelidir (Yargıtay CGK – 2014/314).

            • İLETİŞİM

              Bize her konuda seçtiğiniz yollarla çekinmeden ulaşabilirsiniz. İletişim bilgileri

              Duran Hukuk

              • TEL:0352 232 28 38
              • CEP TEL:0555 565 81 73
              • Mahalle:Barboros mah.
              • Cadde:oymak Cad.
              • Bina :Sümer Hukuk Plaza
              • B Blok d:60
              • İlçe/İl:Kocasinan/KAYSERİ
              • Posta Adresi :---

              Bizlere sormak istediğiniz her konuda çekinmeden arayabilir, ofisimizi ziyaret edebilir yada mesaj gönderebilirsiniz.

              Hemen Şimdi telefon, e-posta, adres yada Aşağıdan mesaj bırakarak ulaşabilirsiniz.